 tarihci  Muallim | Dersim tarihinde etnik yolculuk 628 gün önce Alıntı('1355197','1355197','6','449')">Spam rapor edinDersim tarihinde etnik yolculuk
Biyografi dergisi Chronicle, Dersim havalisinin tarihteki etnik serencamı ve bölgenin karmaşık yapısı hakkında bir araştırma yayımladı. Dosyada, yabancıların bu hassas bölgedeki faaliyetleri de dikkat çekiyor.
--------------------------------------------------------------------------------
Birbiri içine geçmiş kültürleri barındıran Dersim, yani Tunceli ve çevresi çoğu zaman isyanın, kavganın ve baskıların da adresi oldu. Ermenisinden Kürtüne, Alevisinden Sünnisine Anadoludaki her topluluğun geçmişinde adı geçen Dersim, bugün hâlâ benzer tartışmaların odağında. Biyografi dergisi Chronicle, son sayısında Dersim bölgesinin etnik serencamıyla ilgili tarihsel bir yolculuğa çıktı. Dergide yer alan araştırma dosyasında bölgedeki Ermeni varlığının yüzyıllar öncesine dayandığı belirtilerek, Dersimin farklı etnik grupları arasındaki işbirliği ve çatışmalara yer verildi. Konuyla ilgili kapak dosyasında Dersim havalisinin karmaşık etnik yapısına dikkat çekilerek bölgenin isyankâr kimliğine de büyüteç tutuldu.
Şeyh Sait İsyanı (1925) sonrası Atatürk tarafından Dersim bölgesine gönderilen Hasan Reşit Tankutun Ankaraya sunduğu gizli raporlarda bölgenin etnik yapısıyla ilgili ilginç anekdotlar yer alıyor. Raporlarda Anadolunun tarihini anlamak için, Ermeni, Kürt ve Alevi meselelerini bir arada ele almak gerekir tespitini yapan Tankut, mesela Alevi Zazalar konusunda şu ifadeleri kullanıyor: Bunlarda mezhep ve ibadet dili Türkçedir
Bu mecburiyettir ki Alevi Zazalık asırlardan beri ihmal edildiği halde Türklükten pek de uzaklaşmamıştır. Dersim Alevileri arasında cevap istememek şartiyle Türkçe meram anlatmak mümkündür. Şayanı nazar ve esef olan nokta şudur ki 20-30 yaşından yukarı yaşlı her fertle Türk dili ile mütekabilen anlaşmak ve dertleşmek mümkün olduğu halde
10 yaşından küçük çocuklarda ise Türk diline rastlamak imkânı kalmamaktadır. Bu netice, Dersim Alevi Türklerinin de benliklerini kaybetmeye başladıklarına ve ihmal edilirse günün birinde Türk dili ile konuşana tesadüf edilemeyeceğine delildir.
Alevi Zazaları, dönemin egemen ideolojik yaklaşımına uygun biçimde, kademeli olarak Zazalaşmış Türk kökenliler diye niteleyen Tankut, onları Türklükten ayıranın dilin ötesinde bir şey olduğunu itiraf eder: Aleviliğin en kötü ve açıklama ihtiyacı duyulan cephesi Türklükle aralarındaki derin uçurumdur. Bu uçurum Kızılbaşlık itikadıdır.
MİSYONER FAALİYETİ BAŞLIYOR
Bölgenin Osmanlı Devletinin egemenliğine girdiği 17. yüzyıldan itibaren Kızılbaşlar ile Safeviler arasındaki ilişkilerin nitelik değiştirdiği, Kızılbaş Türkmenler kendilerine Bektaşi tekkelerinde yer bulurken, Kızılbaş Kürtlerin içine kapandığı belirtiliyor. 19. yüzyıla gelindiğinde bu gruplar bölgede yoğun bir misyonerlik faaliyeti gösteren Amerikan Protestanlarının misyonerlik örgütü The American Board of Commissioners for Foreign Missionsın (ABCFM) etki alanına gireceklerdir. Osmanlının kapısını çalmaya cesaret bile edemediği bölgede, Protestanlar geleneklerle çatışmadan Alevileri modernleştirmeye çalışırlar. Kızılbaş Kürtlerin cem ayinlerine girmeyi başaran ilk yabancıların bu Protestanlar olduğu sanılır. Dergideki dosyada, C. H. Wheeler adlı misyonerin 1814 tarihinde New Yorkta yayımladığı Ten Years on the Euphrates (Fıratta 10 Yıl) adlı eserinden ilginç pasajlar da sunuluyor: (Kızılbaş) Kürtlerin hiç değilse büyük çoğunluğu sadece sözde Müslüman. Aralarında dinsel törenler ve ayinler düzenlerler. Şimdiye kadar pek az bilinmekle birlikte bu törenler Müslümanlık, Hıristiyanlık ve putperestliğin bir karışımı gibi görünmektedir. Kürtlerin çoğunluğu Müslümanlık dinine bağlıdır. Diğer kol Kızılbaşların kendilerine has inançları vardır. Genellikle Türklerden korktuklarından gerçek inançlarını gizlemeye çalışırlar.
Benzer bir değerlendirmeyi, neredeyse 120 yıl sonra bir Türk yetkiliden duymak da ilginç. 1930ların başında Jandarma Umum Kumandanlığı tarafından Dersim üzerine hazırlanan bir çalışmada şöyle denmektedir: Alevi her yerde Hıristiyan dostudur. Ocak başlarında muhabbet eden insanların arasındaki Hıristiyan hiç de yabancı sayılmaz. Belki bir çeşit itizal (akılcılık) yolu olan Gregoryenlik başka Hıristiyan mezheplerine göre Aleviliği daha ziyade okşayabildiği için üstün tutulmaktadır. Şurası gerçektir ki Ermeni, Alevinin en yakın dostudur.
Bölgedeki Ermeni-Alevi yakınlığının ilk siyasi somut adımının 1868 yılında kurulan Millî Kurtuluş İçin Ermeni ve Kürt Komitesi olduğu belirtilen dosyada, Dersim Ayaklanmasının lideri olarak bilinen Seyit Rızanın babası Seyit İbrahimin de bu komite ile ilişkili olduğu belirtiliyor. Komite zamanla dağılacak; ancak 1908 ayaklanması, yalnızca Abdülhamit yönetiminin İttihat ve Terakki tarafından alaşağı edilmesine değil, Dersim Kızılbaşlarının ve Ermenilerin kolektif kimliklerini ilk kez açıkça ortaya koymalarına da imkan sağlayacaktır. İttihat ve Terakki yönetimi, Protestan misyonerlerinin Alevilere yönelik faaliyetlerini önlemek üzere Dersim bölgesine temsilci gönderecek; ama pek başarılı olamayacaktır.
Ermeni tehciri sırasında bazı Kürt aşiretlerinin insani veya siyasi sebeplerden dolayı Ermenilere koruma sağladığı biliniyor. Dosyada bölgeden çıkmak yerine, Kızılbaşlığı kabul etmiş görünen Ermenilerin sayısının bazı kaynaklarda 100 bine kadar çıkarıldığına dikkat çekiliyor. Halihazırda Alevi kimliğiyle yaşayan Ermeni kökenli Türk vatandaşların bölgedeki yoğunluğu bilinen bir gerçek. Öte yandan Birinci Dünya Savaşı yıllarında Ermenilerin Türk ve Kürt köylerine saldırılarının yanı sıra, bölgedeki bazı Kürtlerin Ermeni çetecilerle bir olup Türk köylerini bastığı da belirtiliyor dosyada.
SEYİT RIZA VE DERSİM İSYANI
1921de bastırılan Koçgiri İsyanı, Ankara hükümetinin Dersim bölgesini hizaya getirme düşüncesini daha da güçlendirir. Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey, Şubat 1926da hükümete sunduğu raporda, Dersim, Cumhuriyet hükümeti için bir çıban başıdır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliye yapmak ve elim ihtimalleri önlemek, memleket selameti için mutlaka lazımdır ifadesini kullanır. Dersimi çıban başı yapan, bölgenin Osmanlıdan beri alışık olduğu gibi özerk yaşamak istemesi, devlete vergi ve asker vermeye yanaşmaması, ayrılık ve isyanların odağı olması ve yabancıların bölgedeki faaliyetleridir.
Aralık 1935te bir dizi önlemi içeren ve Dersim adını Tunceliye çeviren 2884 Sayılı Tunceli Kanunu çıkarılır. Bunun üzerine Dersimliler Abbasan Aşireti reisi Seyit Rızanın öncülüğünde ayaklanır. Bölgeyi bombalayan üç uçak arasında Atatürkün manevi kızı ve Türkiyenin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçenin kumanda ettiği uçak da vardır. İhsan Sabri Çağlayangil, isyanın başı Seyit Rızanın idamını şöyle anlatır: Seyit Rıza sehpaları görünce durumu anladı. Sen Ankaradan beni asmak için mi geldin dedi. Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyordum. Bana güldü. Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi. Evladı Kerbelayıh. Bihatayıh. Ayıptır, zulümdur, cinayettir dedi. Bölgedeki ayaklanma 1938 yılında büyük ölçüde bastırılır. Ancak dağlara sığınanların mücadelesi 1946 affına kadar devam eder.
Aksiyon dergisinden alıntıdır.Konu tartışmaya açıktır.Görüş belirtmek , küfretmemek kaydıyla karşı görüşlerde yorum olarak eklenirse değerlendirmeden sonra burda yayınlanacaktır.
BU YAZI HENÜZ SON FORMUNA GETİRİLMEMİŞTİR.DİĞER BİR SÖYLEYİŞLE TARİH EDİSYON
KRİTİĞİNDEN GEÇİRİLMEMİŞTİR.İLERİDE GEREKLİ İŞLEM YAPILIP SON HALİNE GETİRİLECEKTİR.
Yorumlar: 0 Görünümler: 394 Etiketler: kurt, turk, ermeni, zaza, alevi, dersim, seyyid rıza |