 tarihci  Muallim | Bediüzzaman Said Mursi 1528 gün önce Alıntı('1355197','1355197','5','411')">Spam rapor edin 48 YIL ÖNCE BUGÜN VEFAT ETMİŞTİ Bediüzzaman Said Nursi anılıyor 23 Mart 1960'ta vefat eden Bediüzzaman Bediüzzaman Said Nursi'yi 48. vefat yıldönümünde rahmetle ve dualarla anıyoruz...
Bediüzzaman Said Nursî, yüzyılımızın yetiÅŸtirdiÄŸi önde gelen İslâm mütefekkirlerinden biridir. 1876'da Bitlis'in Hizan kazâsına baÄŸlı İsparit nâhiyesinin Nurs köyünde dünyaya gelmiÅŸ, 23 Mart 1960'da Åžanlıurfa'da Hakkın rahmetine kavuÅŸmuÅŸtur. Keskin zekâsı, hârikulâde hâfızası ve üstün kâbiliyetleriyle çok küçük yaÅŸlardan itibâren dikkatleri üzerinde toplayan Said Nursî, normal ÅŸartlar altında yıllar süren klasik medrese eÄŸitimini üç ay gibi kısa bir zamanda tamamlamıştır.Gençlik yıllarını alabildiÄŸine haraketli bir tahsil hayatı ile deÄŸerlendirmiÅŸ; ilimdeki üstünlüÄŸünü, devrinin ulemâsıyla çeÅŸitli zeminlerde yaptığı münâzaralarda fiilen ispatlamıştır. Bu meziyetleriyle ilim çevresine kendisini kabul ettirerek, "Bediüzzaman" , yani "çağın eÅŸsiz güzelliÄŸi" lâkabı ile anılmaya baÅŸlamıştır.
Sevenlerinin hazırladığı, video paylaşım sitelerinde izlenen kliplerden sadece biri...
Said Nursî medrese eÄŸitimiyle dini ilimlerde kazandığı ihtisası, çeÅŸitli fenlerde yaptığı tetkiklerle tamamlamış; bu arada devrinin gazetelerini takip ederek ülkedeki ve dünyadaki geliÅŸmelerle ilgilenmiÅŸtir. DiÄŸer taraftan, doÄŸup büyüdüÄŸü ÅŸark topraklarının sıkıntı ve problemlerini bizzat yaÅŸayarak gören Said Nursî, en zarurî ihtiyacın eÄŸitim olduÄŸu kanaatine varmış; bunun için de ÅŸarkta din ve fen ilimlerinin birlikte okutulacağı bir üniversite kurulmasını temin için yardım istemek maksadıyla 1907'de İstanbul'a gelmiÅŸtir. İstanbul'da da ilim dünyasına kendisini kısa sürede kabul ettiren Bediüzzaman, çeÅŸitli gazetelerde yazdığı makalelerle, o günlerde Osmanlıyı ve İstanbul'u çalkalayan hürriyet ve meÅŸrûtiyet tartışmalarına katılmış; meÅŸrûtiyete İslam nâmına sahip çıkmıştır. 1909'da patlak veren 31 Mart Olayında yatıştırıcı bir rol oynamış; buna raÄŸmen, haksız ithamlarla Sıkıyönetim Mahkemesine çıkarılmış, ancak beraat etmiÅŸtir. Bu hadiseden sonra İstanbul'dan ayrılarak ÅŸarka geri dönmüÅŸtür.
Bediüzzaman, talebeleriyle birlikte gönüllü milis alayları teÅŸkil ederek cepheye koÅŸmuÅŸtur. Vatan müdâfaasında çok büyük hizmeti geçmiÅŸ; savaÅŸta bir çok talebesi ÅŸehit olmuÅŸ; kendisi de Bitlis müdâfaası sırasında yaralanarak esir düÅŸmüÅŸtür. Yaklaşık üç yıl Rusya'da esâret hayatı yaÅŸadıktan sonra VarÅŸova, Viyana ve Sofya yoluyla İstanbul'a dönmüÅŸtür.
İstanbul'da devlet ricalinin ve ilim çevrelerinin büyük teveccühüyle karşılanmış; Dârü'l-Hikmeti'l İslamiye âzâlığına tayin edilmiÅŸtir. Bu devrede, resmî vazifesinden aldığı maaÅŸla kendi kitaplarını bastıran ve bunları parasız dağıtan Bediüzzaman, İstanbul'un iÅŸgâli sırasında neÅŸrettiÄŸi Hutuvât-ı Sitte adlı broÅŸürle büyük hizmet etmiÅŸ ve iÅŸgal kuvvetlerinin plânlarını bozmuÅŸtur. Kezâ, iÅŸgalcilerin baskısı altında verilen ve Anadolu'daki kuvâ-yı milliye hareketini "isyan" olarak vasıflandıran ÅŸeyhülislâm fetvasına karşı, mukabil bir fetva vererek millî kurtuluÅŸ hareketinin meÅŸrûiyetini îlân etmiÅŸtir. Bu hizmetleri Anadolu'da kurulan Millet Meclisi'nin takdirini kazanmış ve Bediüzzaman bizzat Mustafa Kemal tarafından ısrarla Ankara'ya dâvet edilmiÅŸtir.
Bu mükerrer dâvetler neticesinde 1922 sonlarında Ankara'ya gelmiÅŸ ve Meclis'te resmî bir "hoÅŸâmedî" merâsimiyle karşılanmıştır. Ankara'da kaldığı günlerde, yeni kurulan devlete hâkim olan kadronun dîne bakış tarzının menfî olduÄŸunu görünce, on maddelik bir beyannâme hazırlayarak Meclis âzâlarına dağıtmıştır. Bu beyannâmede yeni inkılâbın mîmarlarını İslam ÅŸeâirine sahip çıkmaya çağırmış; akabinde Mustafa Kemal'le bir kaç görüÅŸmesi olmuÅŸtur. Kendisine ÅŸark umumî vâizliÄŸi, milletvekilliÄŸi ve Diyanet âzâlığı teklif edilmiÅŸ; ancak Bediüzzaman bu teklifleri kabul etmeyerek Van'a dönmüÅŸtür.
O sıralarda çıkan Åžeyh Said hâdisesiyle hiç bir ilgisi olmadığı, hattâ hâdise öncesinde kendisinden destek isteyen Åžeyh Said'i bu niyetinden vazgeçirmeye çalıştığı halde, Bediüzzaman hâdise sonrasında, Van'da ikâmet ettiÄŸi uzlethanesinden alınarak Burdur'a, oradan da Isparta'nın Barla nâhiyesine götürülmüÅŸtür. Burada "mânevî cihad" hizmetini baÅŸlatmış, birbiri peÅŸi sıra telif ettiÄŸi eserlerde îman esaslarını terennüm etmiÅŸtir. Bu eserler, îmanını tehlikede hisseden halkın büyük teveccüh ve raÄŸbetine mazhar olmuÅŸ; elden ele dolaÅŸarak hızla yayılmıştır. O devrede elle yazılarak çoÄŸaltılan eserlerin toplam tirajı 600.000'i bulmuÅŸtur. BaÅŸlattığı hizmetin halka mal olması, devrin idârecilerini rahatsız ettiÄŸinden 1935'te EskiÅŸehir, 1943'de Afyon, 1952'de de İstanbul mahkemelerine çıkarılmıştır. Bunlardan netice alınamamış, ancak Bediüzzaman yine rahat bırakılmamış; Kastamonu'da, EmirdaÄŸ'da, Isparta'da sıkı tarassud ve takip altında yaÅŸamaya mecbur bırakılmıştır.
Ömrünün son günlerine kadar keyfî muâmele ve eziyetlerden kurtulamayan Bediüzzaman, buna raÄŸmen, îman hizmetini büyük bir kararlılıkla devam ettirmiÅŸ; o zor ÅŸartlar altında telif ettiÄŸi 6000 küsur sayfalık Risâle-i Nur Külliyatı'nı tamamlamaya ve yaymaya muvaffak olmuÅŸtur. Kur'ân'ı bu asrın idrâkine uygun ve ikna edici bir üslupla izah ve ispat eden ve vehbî olarak kaleme alınan bu eserler, onun çileli hayatını en güzel meyvesidir.
23.Mart.2008 13:13:11 SAMANYOLU HABER 
Yorumlar: 0 Görünümler: 551 Etiketler: ustad, risale-i nur, bediüzzaman said nursi, said nursi, nurculuk |