SayfalarWeb günlüğüForumDosya arşiviNe yeni?
Muallim
 

Burası tarih makalelerinin mekanıdır.Burdaki makalelerin bir kısmı henüz gerekli tarih edisyon kritiğinden geçirilmemiş ham haldeki yazılardır.Bu nokta göz önünde tutulup ,ona göre okunmalıdır.

Ayta cae makalonde tarixyo,
Tarihte Bugün v.6.0

This is place of history article,


Favorilere Ekle Göndermek bana E-posta
İlginç websiteleri
Ziyaretçi
Təqvim
<
Mayıs 2012
>
PztSÇPrşCCmtP
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031
Abonelik
e-Posta: 
En iyi yorumcu
tarihci Muallim
Yorumlar: 2
Diğer siteler
alper1 alper buyukhan
nalizade Nicat Alizade
mustafaabir mustafa abir
mery17 jjd jksdf
tr

KENT ORTAMINDA ALEVİLERİN KENDİLERİNİ TANIMLAMA BİÇİMLERİ VE İNANÇ RİTÜELLERİNİ UYGULAMA SIKLIKLARININ SOSYOLOJİK AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMES

GöndərənDaxil

tarihci Mesaj gönder
Muallim
KENT ORTAMINDA ALEVİLERİN KENDİLERİNİ TANIMLAMA BİÇİMLERİ VE İNANÇ RİTÜELLERİNİ UYGULAMA SIKLIKLARININ SOSYOLOJİK AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMES
1269 gün önce 07.12.2008 22:39:36 Alıntı('1355197','1355197','5','2921')">Spam rapor edin

KENT ORTAMINDA ALEVİLERİN KENDİLERİNİ TANIMLAMA BİÇİMLERİ VE İNANÇ RİTÜELLERİNİ UYGULAMA SIKLIKLARININ SOSYOLOJİK AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Ali Aktaş (Sosyolog/İstanbul)

I.GİRİŞ

Ülkemiz genelinde de, bölgeler arasındaki dengesizliklerle, kentsel ve kırsal yerleşim yerleri arasında farklılıklar göze çarpmaktadır. Gerek kentler düzeyinde, gerek ülke çapında bölgesel düzeyde çoklu yapılar gözle görünür düzeydedir. Ancak genel çizgileri ile gelişmemiş bölgelerin (özellikle kırsal alanların), gelişmiş bölgelere (kentsel alanlara) oranla çözüm bekleyen sorunları daha kapsamlı ve yoğundur. Kırsal alanlardaki doğurganlığın çok yüksek oluşu, aşırı kırsal nüfus artışı göçlerle kente yansımakta, kent nüfusunu arttırmaktadır. Bundan dolayı Türkiye’deki kent nüfusu, kırsal nüfustan fazladır. 1993 yılında kent nüfusu 33.619.996 iken kırsal nüfus 26.619.004’tür. Ancak bu durum kentlerdeki doğal nüfus artışından gelmemekte, kırsal kesimden kentlere göçler nedeniyle olmaktadır. 1

Bireyler ve onların oluşturdukları topluluklar bilgi, görgü, düşünce ve davranış yönünden farklılıklar göstermektedir. Gelişmiş bölgelerde yüksek öğrenimli bireyler, gelişmemiş bölgelerde okuma ve yazması bile olmayan bireyler bu farklılıklara en açık örneği teşkil etmektedir. Aynı yerde yaşayan, aralarında kültürel-ekonomik-toplumsal eşitsizlikler, farklılıklar, dengesizlikler bulunan sos yo-ekonomik, sos yo-kültürel yapıları farklı ikili bir topluluk sürekli olarak birlikte yaşamaktadır (Gecekondu kesimi ve zengin kesim gibi) ve bu iki ayrı topluluk birbirleriyle karşılıklı etkileşim içindedirler.2

Kırdan kente göç, insan topluluklarının, gerçekleştirdiği dinamik bir süreç olmakla birlikte, göç kararını alan bireydir. Göçün bireyin özgür seçimine bağlı olması da göç olgusunun değerlendirilmesinde önem taşımaktadır. Türkiye’de kır-kent dengesinde içgöçlerin etkisi oldukça önem taşımaktadır.1927-1950 yılları arasındaki dönemde yoğun bir içgöç olgusuna rastlanılmamaktadır. İçgöçler 1950 sorası Karadeniz ve İç Anadolu illerinden; 1960 yılından sonra ise Doğu Anadolu’da bulunan illere kaymıştır. 1970’li yıllarda ise bu kez kırdan merkeze olan göçler hız kazanmıştır. Göç kararını veren birey, göç ederken ya da yer değiştirirken de bunu değişik beklentilerini gerçekleştirmek amacıyla yapmaktadır. Göç olgusu toplumsal açıdan değerlendirildiğinde ise, toplumun yeniden yapılanma süreci içine girdiği, sermaye, emek ve mekanda yeni bir denge kurulduğu ve bunun evrimsel bir boyut kazandığı görülmektedir. Bu evrimde belirli öğeler seçilebilmektedir: Göçün nereden - nereye yöneleceği belirlenmekte, İnsan kitleleri birbirini çekerek, toplumda hareket doğmasına neden olmakta, Mekan değişiklikleri yaşamakta, Siyasal değişiklikler olmakta, Sosyo-ekonomik yapıda değişiklikler gözlenmektedir. 3

Ülke çapında kırsal kesimden kente göçü etkileyen bir öge olarak ya da bir göç nedeni olarak “çoklu yapı”ortaya çıkmaktadır. Çoklu yapı sorunu kır-kent farklılaşması ya da kırsal alanlar ile kentsel yerleşmeler arasındaki yapısal farklılıklar, çelişkiler olarak kendisini göstermekte, bu farklılaşma kırdan büyük kentlere ve özellikle de İstanbul’a gidildikçe daha da belirginleşmektedir. Söz konusu durum modernleşmenin, çağdaşlaşmanın bir sonucudur. Başka bir değişle, çağdaş gelişme çoklu toplum yapısını ortaya koymaktadır: Köyler/kentler, yoksullar/zenginler, sos yo-ekonomik yapı farklılıkları ile gecekondular/zengin mahalleleri; düşünce ve inanç yapılarındaki farklılıkları ile laik/anki-laik, Alevi/Sünni/Ateist; etnik ve emik açıdan taşıdıkları farklılıkları ile Türk/Kürt/Zaça/Laz vb. ayrımlar söz konusu çoklu yapıyı örneklemektedir.4 Kentsel alandaki din kurumu da çoklu yapı oluşturmaktadır (Müslüman/Hıristiyan/Musevi : Alevi/Hanefi/Şafi vb. gibi). Hatta aynı inanç içerisinde bulunan topluluk kendi içerisinde çok sayıda çoklu yapılar arz edebilmektedir:Alevi–Türk / Alevi-Kürt / Alevi-Zaza ya da Alevilik bir din / mezhep / tarikat /öğreti / kültür /yaşam biçimi veya Alevilerin ibadet yeri olarak cem evi /camii / mescit veyahut Alevilerin ibadeti olarak cem ayini / namaz vb. gibi.

Toplumun çeşitli kurumlarından biri olarak ele alınan din kurumunun, salt bir kurum olduğunu ileri sürmek yanıltıcı olacaktır. Dinin kurumsal yapısıyla bağlantılı olarak diğer yönlerini de ele almak gerekmektedir. Din kurumunun iki farklı boyutu vardır. Bunlardan birincisi dinin grupsal boyutudur. Yani dindeki belli amaçlar (ibadet, ritüeller vb. uygulamalar) için kişilerin bir araya gelmesi ile oluşturdukları kompozisyonlar dinin grupsal boyutu olarak ele alınmaktadır. Dinin bu boyutu demografik ve psikolojik bir özellik taşımaktadır. Daha somut olarak ifade etmek gerekirse, belli inançtan olan bireylerin sayısı, yatay ve dikey kuşaklarla5 birlikte veya ayrı/aynı inanç kompozisyonunda olmaları... dinin grupsal özelliklerini yansıtmaktadır. Dinin ikinci boyutu ise kurumsal boyutudur. Genel kuruluş ve işleyiş kuralları yani inanç seçimi/tercihi, ibadetler, ritüeller ve kurallar, inancın benimsenmesinden sonra grup-içi ve grup-dışı ilişkileri ve de dinin işlevleri konusunda var olan kurallar bütünü dinin kurumsal yönünü yansıtmaktadır. Bu yaklaşım içinde din, grupsal ve kurumsal boyutları ile birlikte tarihsel bir perspektif içinde değerlendirilmektedir.

Kentsel alanda din kurumunun toplumsal yapı içindeki yerini ve işlevlerini, bu işlevlerin toplumsal ve ekonomik dönüşümlere bağlı olarak nasıl değiştiğini, ayrıca din kurumunun niteliklerinde ve inancı benimsendiği topluluk üyelerinin ilişkilerinde ne tür gelişmeler olduğunu toplumbilimsel açıdan incelemek gerekmektedir. Bu amaç çerçevesinde ilk olarak dinin tanımına ilişkin görüşler, dinin işlevleri, dinin ortaya çıkışı, dinsel topluluklarda grup-içi ilişkiler ve dinin özellikleri kuramsal incelenmiş ve din kurumu, içinde bulunduğu toplumsal yapıda meydana gelen toplumsal-ekonomik değişmelerden etkilenen ve topluluk üyelerine kazandırdığı tutum ve davranışları ve toplumu etkileyen bir kurumsal/grupsal yapı olarak ele alınmıştır. Din, kentleşme, sanayileşme, ekonomik gelişmeler vb. gibi -bu farklı- değişkenlerle doğrudan ve/veya dolaylı bir ilişki içindedir. Yalnızca ekonomik ilişkiler veya yalnızca değer ve norm sisteminin din üzerinde salt belirliyiciliği ya da yalnızca dinin, bu farklı değişkenler üzerinde salt bir belirleyiciliği söz konusu değildir. Hem bu farklı değişkenlerin dinin üzerinde, hem de dinin bu farklı değişkenler üzerinde sürekli etkisi olmakta, ama bu karşılıklı etkinin zamana ve mekana göre ağırlığı değişebilmektedir. Örneğin, belli bir dönem kırsal-tarımsal yapıdan kentsel alanlara geçişte ekonomik ilişkiler dinin değişmesinde göreli bir öneme sahip olabilirken, belli bir süre sonra, değişen bu dinsel ilişkilerin, dinsel-geleneksel bir takım kurallarla kentsel alanda yaşayan toplum hayatında etkili olduğu görülmektedir.

Bu yaklaşım esas alınarak yapılan çalışma temel olarak bir alan araştırmasıdır. Uygulamalı niteliği ağır basmaktadır. Kentsel ortamda bulunan Kızılbaş/Alevi-Bektaşi inancında olanların, inanç yapısında ve uygulamalarında meydana gelen değişmeleri tespit etmek üzere kente göç etmiş Kızılbaşlar/Alevi-Bektaşiler ele alınmıştır. Bu amaçla İstanbul ili Kadıköy ilçesi Merdivenköy semtinde yer alan Şahkulu Sultan Dergahı ve Nevşehir ilinin Hacıbektaş ilçesinde her yıl 16-17-18 Ağustos tarihlerinde yapılan “Hacı Bektaşî Veli’ yi Anma Etkinlikleri” farklı nitelikteki iki araştırma alanı olarak seçilmiştir. Bu araştırma alanlarında belirlenen tüm kişilere görüşme formu ya da anket uygulanmıştır.

II . ALEVİ KAVRAMININ İÇERİĞİ

Günümüzde, Hz. Ali'ye bağlılıklarından dolayı dünyanın birbirinden farklı toplum ve topluluklarının hepsine birden "Alevi" denmektedir. Oysa etimolojik olarak, bir Alevinin soyca Hz. Ali'ye bağlı olması gerektiğine inanılır. Ancak Alevi olmayı ve Aleviliği yalnız, soyca Hz. Ali'ye bağlı olma ile sınırladığımızda; Aleviliğin farklı etnik kökenli topluluklar arasında ve değişik ülkelerde yayılmasını ve bu toplulukların kendilerini Alevi saymalarını açıklayamayız. Tüm bu topluluklar, soyca Hz. Ali'ye bağlı olmasalar da; Hz. Ali'yi sevmekle ve saymakla ve de düşünsel bir bağ ile Hz. Ali'ye bağlanmaktadırlar.6

Böylece Hz. Muhammed'in yeğeni ve damadı olan ve de Arap ırkından gelen Hz. Ali, farklı Alevi topluluklarının atfettikleri değer sonucunda, ırk, zaman ve mekan boyutlarını aşan bir kimliğe bürünmektedir. Yani tarihsel kimliğini aşarak Suriye'de Arap kökenli; Balkanlarda Arnavut ya da Bulgar kökenli; Anadolu'da ise Türk veya Kürt kökenli bir Hz. Ali olarak karşımıza çıkmaktadır. Üstelik bu yerlerde karşımıza çıkan söylencelerdeki Hz. Ali, kimi zaman gönlünde taht kurduğu insanların susuzluğunu gidermek için keramet göstererek su çıkartıyor, kimi zamanda kendini sevenleri kurtarmak için savaşlar yapıyor. Sözlü kültürde ya da söylence kaynaklarında çok zengin bir yere sahip bulunan Hz. Ali, artık o toplulukların kültürünün bir parçası haline gelmiştir.7

Dolayısıyla Alevi topluluklarının yaşam tarzları ve ibadet biçimleri, ülkeden ülkeye farklılıklar gösterebilmektedir. Örneğin Alevilik içinde yer alan Yemen'deki “Zeydiyye Kolu” ile Hindistan'daki “İsmâiliyye Kolu” gibi. Yine tarihsel açıdan Aleviler ülkemizde olduğu gibi, kutsal şahsiyetlerin etkisinden ya da toplumsal-kültürel ve ekonomik nedenlerden dolayı gösterdikleri farklılıkların bir sonucu olarak, değişik adlarla anılmaktadırlar. Örneğin Anadolu'da yer alan “Tahtacılar”, “Nalcılar”, “Sıraçlar”, “Kızılbaşlar”,” Amucalılar” ve “Bektaşiler” gibi. Ayrıca tarihsel süreçte farklı topluluktan ya da topluluk önderlerinin farklı oluşu bakımından da değişik adla adlandırılabilmektedirler. Örneğin, “Babailer”, “Kalenderiler”, “Haydariler”, “Cavlakiler”, “Torlaklar” ve “Işıklar” gibi. Bunun dışında üzerinde durulması gereken bir başka gerçeklik ise, aynı ülke topraklarından inanç ve ritüeller ve de uygulamalar açısından büyük farklılıklar taşıyan Alevilerin yaşaması durumudur. Örneğin ülkemizde “Kızılbaş” olarak adlandırılan ve “Alevi-Bektaşi” diye bilinenlerle birlikte, Azeri kökenli “Şiiler” ve Arap kökenli “Nusayrilerin” bir arada bulunması gibi.8

Dünya üzerinde yaşayan Alevilerin ve Alevilik anlayışlarının bu kadar çeşitlilik göstermesine neden olan faktörleri toplumbilimsel açıdan çözümlersek:

1. Alevi Toplulukların Hz. Ali'ye Atfettikleri Değerin Birbirinden Farklı Olması

Hz. Ali'ye sevginin normal ve makul ölçüde olanı yanında, derece derece Hz. Ali'yi Tanrısallığa ulaştıracak kadar aşırı biçimde seven Alevi toplulukları vardır. İran'da yaşayan Şiiler, Hz. Ali'nin hilafet yani iktidarı elinden alınmış olduğunu ileri süren bir yaklaşımla benimsemekle birlikte, yine İran'da yaşayan Ehl-i Hak (Ali İlahi) topluluğu Hz. Ali sevme ve ibadet uygulamaları bakımından farklılık göstermektedir.

Zaten Ehl-i Haklar Hz. Ali'ye besledikleri fazla sevgiden dolayı, O' nu Tanrısallaştırmış ve efsaneleştirmiştir. Bundan dolayı Ehl-i Haklara "Ali İlahi", "Ali Allahi" de (yani Ali'yi Allah bilenler de) denilmiştir. Bu yönü ile ülkemizdeki Alevi-Bektaşilerle Ehl-i Haklar benzer özellikler göstermektedir.

2. Alevi Topluluklarında Hz. Ali'nin Kabul Gören Soy Zincirinin Birbirinden Farklı Olması

Hz. Ali'nin kabul gören soy zincirinin kısalığı ya da uzunluğu da Alevi kabul edilen toplulukları birbirinden farklı kılmaktadır. Alevilik içinde kabul edilen bu farklı kollar, Yemen ve çevresinde yaygınlığa sahip olan dört imamı benimseyen "Zeydiyye Kolu"; Hindistan ve Pakistan çevresinde yedi imamı benimseyen "İsmâliyye Kolu"; Anadolu, Azerbaycan ve İran bölgesinde oniki imamı benimseyen "İmamiye Şiası Kolu", Hz. Ali'nin kabul gören soy zincirine göre farklılık göstermektedir.

3. Alevi Topluluklarında İbadet, Tören ve Ritüellerinin Uygulanma ve Ortaya Konma Biçimlerinin Birbirinden Farklı Olması

İbadet biçimleri bakımından Sünni ibadet biçimine benzer Alevi topluluklarının yanı sıra, Sünni Ortodoks ibadetlerden çok farklı ibadet biçim ve ritüellere sahip Alevi topluluklarına da rastlamak olanaklıdır. Yani Sünni ibadetlerin benzerini yerine getiren ve uygulayan İranlı Şiiler gibi, Sünni ibadetlere benzemeyen ibadet ve ritüellere sahip "Alevi-Bektaşi" ve "Ali İlahi" gibi isimlendiren Alevi toplulukları da bulunmaktadır. Ancak bu farklılıkların tarihsel-siyasal-ekonomik, toplumsal ve kültürel arka planının bulunduğu gözden kaçırılmamalıdır.

4. Alevi Topluluklarının Kültürel Bakımdan Beslendikleri Kaynakların Birbirinden Farklı Olması

Daha çok bir ülkemiz içerisinde yaşayan Kızılbaş/Alevi-Bektaşi topluluklarının tümü dini amaca uygun olarak yaptıkları ibadetler ya da ritüeller içindeki küçük uygulama farklılıklarından dolayı değişiklik adlarla anıldıkları görülmektedir. Bu ayrım daha çok Alevi öğretici ya da Alevi topluluklarını yönlendiren önderin ve Alevi topluluklarının yerleştikleri bölgelerin kültürlerini de özümsemelerinden dolayı ortaya çıkan bir durumdur. Dolayısıyla bu durum Aleviliğin çözümlenmesinde alt ayrımların yapılmasında kullanılabilir. Örneğin Anadolu Alevi öğreticilerinin genel bir sınıflaması yapıldığında karşımıza çıkan tablo şöyledir: Ocakzadeler Kolu : Anadolu'ya Hacı Bektaş Veli' den önce gelen, yerleşen ve Aleviliği soy anlayışına dayalı olarak sürdüren "Dedeler Kolu" yani “Ocakzadeler Kolu”9 Dedeganlar/Çelebiler Kolu : Hacı Bektaş Veli' nin soyundan geldiği kabul gören ve yine Aleviliği soy anlayışına dayalı olarak sürdüren "Dedeganlar" yani "Çelebiler Kolu". Babaganlar Kolu : Var olan Alevilik olgusunda, "kamil insan" yaklaşımını, tarikat modelinde soydan gitmeyeceğine inanan ve öğreticilerin mertebeleşme ile örgütlendiği "Babagan Kolu" yani “Babalar Kolu”. Diğer Öğreticiler :

a) Dikme Dedeler Kolu : Ocakzadelerin el vermesi yani taliblerine ulaşamadığı yerlerde görev yapması için belirlediği ve daha sonra kendilerini bağımsız ocaklar kabul eden "Dikme Dedeler Kolu".

b) Geçici İcazetli Dedeler : Çelebilerin gidemediği yörelerde görev yapmak için yazılı ve mühürlü bir belge ile işlev gören "Geçici İcazetli Dedeler".

c) Bağımsız Babalar : Babagan kolundan bağımsız hareket eden baba ya da halifebabaların oluşturduğu değişik adlarla anılan (örneğin: Bedreddini Babalar gibi) "Bağımsız Babalar" öğretici olarak görev yapmaktadırlar.

d) Başka Öğreticiler : Yine günümüzde öğreticilik/önderlik görevi yerine getiren yazar ve araştırmacıların oluştuğu grup modernlik sürecinde zorunluluktan ortaya çıkmış toplumsal bir gruptur. Kırdan kopuş sürecinde göç edenler kentlileşirken, yani geleneksellikten modernliğe geçişte “Dedelik/Babalık Kolu” nun Kızılbaşlar üzerinde işlevini yitirmesi ya da yerine getirememesi sonucu ortaya çıkan bir “tampon kurum” özelliği taşımaktadır.

Görüleceği gibi tüm Alevi toplulukları hangi açıdan ele alınırsa alınsın temel hareket noktası yani genel belirleyici Hz. Ali olmaktadır. Öğreticiler açısından bile konuya yaklaşıldığında, soydan gelme ya da o yola inanma bağlamında bile belirleyici olan Hz. Ali'ye olan bağlılık dahası onun koyduğuna inanılan, kurallara gösterilen liyakat esastır.

Ülkemizde yaşayan Kızılbaş/Alevi-Bektaşi toplulukları sosyolojik açıdan analiz edersek, bu inanca bağlı toplulukları şu kategorilere ayırabiliriz ve inceleyebiliriz: Yaşadıkları Bölgelere Göre Farklılaşan Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Topluluklar

a) Tarihi Yerleşim Alanlarında/Bölgelerinde Yaşayan Kızılbaşlar/Alevi-Bektaşiler

( Cumhuriyet öncesi ve sonrasında mevcut kırsal yerleşim alanlarında yaşamlarını sürdüren Kızılbaşlar/Alevi-Bektaşiler)

b) Göç Sonrası Yerleşilen Alanlarda/Bölgelerde Yaşayan Kızılbaşlar/Alevi-Bektaşiler

( Ağırlıklı olarak 1950 sonrasında İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin vb. gibi daha çok kentsel alanlara göç eden Kızılbaşlar/Alevi-Bektaşiler) Dini Öğreticilerine/Önderlerine Göre Farklılaşan Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Topluluklar

Bu kategori iki değişik perspektiften değerlendirmeye tabi tutulabilir:

i) Bağlı Oldukları Yaşayan Öğreticilere/Önderlere Göre Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Topluluklar. Ocakzade Dedeler Koluna Bağlı Olarak Yaşayan Kızılbaşlar/Alevi-Bektaşiler Ocakzade Dedelere Bağlı Olanlar Dikme Dedelere Bağlı Olanlar Dedegan (Çelebiler) Koluna Bağlı Olarak Yaşayan Kızılbaşlar/Alevi-Bektaşiler Dedegan (Çelebiler ) Koluna Bağlı Olanlar İcazetli Dedelere Bağlı Olanlar Babagan ( Babalar ) Koluna Bağlı Olarak Yaşayan Kızılbaşlar/Alevi-Bektaşiler Dedebabaya Bağlı Olanlar Bağımsız Babalara Bağlı Olanlar Bedreddini Babalara Bağlı Olanlar Hiçbir Dini Öğreticiye/Öndere Bağlı Olmadan Yaşayan Kızılbaşlar/Alevi-Bektaşiler

ii) Geçmişte Yaşamış Olan Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Büyüklerinden Birine Kendilerini Bağlı Saymalarına Göre Farklılaşan Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Topluluklar.

a) Kendini Hacı Bektaş Veli’ye Bağlı Kabul Eden Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Topluluklar Hacı Bektaş Veli’yi Seven ve Kendinin Ona Bağlı Bir Kol Olduğunu Kabul Edenler Hacı Bektaş Veli’yi Seven ve Kendinin Ondan Farklı Bir Kola Bağlı Olduğunu Kabul Edenler (Ocakzadeler gibi)

b) Kendini Başka Bir Erene/Veliye Bağlı Kabul Eden Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Topluluklar (Bedreddiniler gibi)

C. Etnik Yapılarına Göre Farklılaşan Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Topluluklar

a) Türk/Türkmen Kökenliler

b) Kürt Kökenliler

c) Zaza Kökenliler

d) Arap Kökenliler

e) Arnavut Kökenliler f) Acem Kökenliler

g) Diğer Kökenlerden Olanlar

D. Yerleşim Yerlerindeki Yoğunluklarına Göre Farklılaşan Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Topluluklar Yalnız Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Toplulukların Yaşadığı Alanlar Diğer İnanç Grupları ile Birlikte Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Toplulukların Bir arada Yaşadığı Alanlar

E. İbadet Uygulamalar ve Ritüellerde Farklılıkları Bulunan Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Topluluklar Cem Ayini, Semah vb. Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Kaynaklarında Yer Alan Uygulamaları Benimseyen Kızılbaşlar/Alevi-Bektaşiler Sünni İbadet Uygulamalarını Benimseyen Kızılbaşlar/Alevi-Bektaşiler

III. ARAŞTIRMANIN YÖNTEMSEL YAKLAŞIMI

Giriş bölümünde açıklanan kuramsal çerçeve ile bilimsel yöntemi bağdaştıracak ve araştırmaya ışık tutacak bilgi toplama araçlarından yararlanılmıştır. Özet olarak tümdengelim ve tümevarım yaklaşımlarının araştırma içinde bütünleşmesine ve araştırmayı beklenen sonuca ulaştıracak birer araç olarak kullanılmalarına dikkat edilmiştir.10

Toplumbilimsel araştırmalarda, bilgiyi elde edebilmek ve düzenli bir biçimde ortaya koyabilmek için "bilimsel yöntem"den11 yararlanılmak zorundadır. "Bilimsel yöntem, olguları ya da olgusal ilişkileri açıklamaya yarayan, mantıksal düşünme ve çıkarım kurallarını içeren bir süreçtir. Bilimsel yöntem hem tümevarımsal hem de tümden gelimseldir.”12 Yani “bilimsel yöntem, tümevarım ile tümdengelim yaklaşımlarının ayrı ayrı yeterli olmayışları sonucu, her ikisini de içeren, iki yaklaşımın bir sentezi olarak ortaya çıkmıştır.13 Bilimsel yöntemin temel özelliği, olgulardan hareket etmesi, nesnel gerçeğe, somuta veya nesnel varlığa dönük olmasıdır.”14 Bundan dolayı araştırmada, bilimsel araştırma yöntem ve teknikleri kullanımıştır.15

Bu çalışmada istenilen bilgiye ulaşılabilmek, sağlıklı sonuçlar alabilmek - elde edilen bilgilerin güvenir ve geçerli olabilmesi - için kullanılacak yöntem ve tekniklerin seçimi üzerinde önemle durulmuştur. Araştırma konusunu belirledikten sonra, öncelikli olarak “Kızılbaşlık”, “Alevilik”, “Bektaşilik”, “Rafızilik” vb. gibi adlarla anılan topluluğu, doğrudan ya da dolaylı olarak ele alan kaynaklarla ilgili arşiv araştırması yapılmıştır.16 Ayrıca sosyoloji alanında, “bilimsel yöntem ve teknikler” üzerine yazılı kaynaklardan17, yine sosyoloji ve ilahiyatın ortak alt dalı “din sosyolojisi” alanında yapılmış olan “kuramsal çalışmalardan” ve “alan çalışmalarından” faydalanılmıştır.18 Yine bu araştırmaya derinlik kazandıracak halkbilim, antropoloji, etnoloji, ilahiyat vb. gibi bilim dallarında yapılan araştırmaların yöntem ve teknikleri incelenmiştir.19

Araştırmada Kızılbaş/Alevi-Bektaşi toplulukların tümünü incelemenin olanaksızlığından dolayı - ana kitlenin bütünü yerine - topluluğu temsil edebilecek yani güvenirliliği ve geçerliliği olabilecek “temsili” bir parçasının incelenmesi benimsenmiştir. Alan araştırmasında tesadüfi örneklem ile belirlenen Kızılbaşlara/Alevi-Bektaşilere, anket ve görüşme formu uygulanmıştır. Ayrıca katılımlı gözlem gibi veri toplama teknikleri kullanılmıştır. “Anket” ve “Görüşme Formu”nun hazırlanmasında izlenen yol şöyledir: Kızılbaş/Alevi-Bektaşi toplulukların yazılı kaynaklarıda20,inanç ritüellerine ilişkin yol kuralları (erkanlar) esas alınarak, incelenecek alana uygun öncelikli sorular hazırlanmış, daha önce alan yönelik olarak yapılmış çalışmalar çerçevesinde eksikler gözden geçirilmiş ve bu sorular pilot çalışma sonrasında gerekli düzeltmeler ve değişiklikler yapılarak anketler uygulanmıştır.

Oluşturulan anket21 ve görüşme formları22, katılarak gözlem tekniği kullanılarak İstanbul Merdivenköy Şahkulu Sultan Dergahı’nda ve 6. - 7. ve 8. Uluslararası Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenleri’nde uygulanmıştır. Araştırma kapsamı yalnızca Alevilerle sınırlı tutulmuş, bu inanç yapısı dışında olduğunu belirten kişilere görüşme formu ya da anket uygulanmamıştır.

Çalışmanın bölümleri, belli başlı iki merkezde gerçekleştirildiği için araştırma; tanımlayıcı ve kesitsel bir araştırmadır.

1. EVREN ÖRNEKLEM

Alan araştırması bölümünde iş yeri ya da konutlar yerine, Kızılbaş/Alevi-Bektaşi toplulukların kutsal mekanları veya özel anma günlerinin seçilmesinde, bu topluluk üyeleri gündelik

yaşamlarında anket çalışmasına – dahası soru bile sorulmasına – pek sıcak bakmaması, ayrıca sorunların din/inanç gibi hassas bir konuyu içermesi gibi olumsuzluklardan dolayı ankete katılımın çok düşük düzeyde kalabileceği göz önüne alınarak araştırma alanı “İstanbul Merdivenköy Şahkulu Sultan Dergahı” nda ve “Uluslararası Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenleri” belirlenmiştir. Yine görüşülmek istenen kitleye kolayca ulaşmak olanağı da yer seçiminin belirlenmesinde etkili olmuştur.

Tercih edilen mekanın ve topluluğa ait etkinliğin araştırma alanı olarak seçilmesinde, dergah bahçesinde “Şahkulu Sultan” ve diğer erenlere ait gömütlerin olması, dergahdaki mistik ortam, inanç ritüellerine yönelik faaliyetlerin olması, gelen topluluk üyelerinin aidiyet duygusu ile gerek anket, gerek görüşme formunun yanıtlanmasında sağladığı kolaylık belirleyici olmuştur. Bu ortamda görüşülmek istenen bireyler daha kolay ikna edilmiş, topluluk nezlinde inandırıcı olmayı sağlayan güven duygusu bu ortamda kolayca sağlanmış, görüşmeye katılanların zarar görmeyeceği duygusunu pekişmiş ve dolayısıyla araştırmaya katılım artmıştır. Özellikle Şahkulu Sultan Dergahı Vakfı’nın yöneticilerinin araştırma boyunca sağladıkları çalışma mekanı ise, araştırmayı kolaylaştıran bir başka önemli etmendir.

Farklı yerleşim birimlerinden (kırsal ve kentsel alanlardan) gelen Kızılbaşların/Alevi-Bektaşilerin inanç uygulamalarını ve pratiklerini belirlemek ve de uygulama sıklıklarını belirleyebilmek için özellikle “Hacı Bektaş Veli”yi anma etkinliklerinde anketlerden faydalanılmıştır. Ancak kırsal ve kentsel mekanlara yönelik hazırlanan anket ve görüşme formu, özellikle medya etkisinden uzak olan ve kontrol grubu olarak belirlenen “Nizip Abdalları”na uygulanırken göçer-yarı göçer topluluklara yönelik bazı konular açısından eksiklikler olduğu gözlemlenmiştir (Bu grubun yıl içi gerçekleştirdiği hareketlilik ve bu toplumsal hareketliliğin ortaya çıkardığı yapıyla ilgili soruların olmayışı gibi).

Bu araştırma yalnızca Kızılbaşlara/Alevi-Bektaşilere yönelik olduğu için bu inançtan olanlarla sınırlı tutulmuş, bu inanç yapısı dışında olduğunu belirten kişiler – örneğin, İstanbul ilinde araştırma kapsamında yer alan Şahkulu Sultan Dergahı’na veya Hacıbektaş ilçesindeki anma törenlerine, bir evliyayı ziyaret etmek, Kızılbaşların/Alevi-Bektaşilerin inançlarını izlemek ya da her ne amaç için gelirse gelsin Sünni inançtan olanlar, ülkemiz içinde yaşayan “İran Şiiliği”ne benzer özellikler taşıyan “Caferiler” ve özellikle Antakya ve çevresinde yaşayan “ Nusayriler”, bu araştırma kapsamı dışında tutulmuştur.

Zaman ve maddi olanaklar açısından “Nizip Abdalları” tam örneklem, araştırmanın diğer bölümlerinde ise tesadüfi örneklem tekniği kullanılmıştır. ARAŞTIRMANIN DEĞİŞKENLERİ

Araştırmanın bağımlı değişkenleri, inanç uygulamalarının biçimleri, inanç uygulamalarının sıklıkları, inançla ile ilgili bilgileri öğrenme yerleri, bağlı oldukları öğreticiler/önderleri değerlendirme biçimleri, hayır işlerine ait uygulamaları, ziyaret yerlerine ve boş inanma ile ilgili düşüncelerini anlatmaktadır.

Araştırmanın bağımsız değişkenleri ise, Kızılbaş/Alevi-Bektaşi topluluğa ait bireylerin kendini dinsel ve etnik olarak tanımlama biçimi, bağlı oldukları öğreticiler/önderler, yaş durumları, cinsiyet , gelir düzeyi, eğitim düzeyi /öğrenim durumları, kitle iletişim araçlarını izleme durumları, medeni durumları, kırsal ya da kentsel alanlarda yaşamaları gibi toplumsal-ekonomik statüyü belirleyen değişkenleridir. BİLGİ TOPLAMA ARAÇLARI

Gözlem

Özellikle “Dede/Evlad-ı Resul /Seyyid” veya “Baba/Halifebaba/Dedebaba” diye adlandırılan Kızılbaş/Alevi-Bektaşi topluluğun dini önderleri/öğreticileri ile görüşülmüş, ses ve/veya görüntü kayıtları alınmıştır. Özellikle kısa bir süreyi içeren Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenleri’ne ilişkin değerlendirmeleri daha geniş açıdan yapabilmek amacıyla Ağustos ayının 13 ile 20’si arasında Hacıbektaş ilçesinde kalınmıştır. İki öğretici/önder sayılan kolun önde gelen kişilerinin - Dedegan/Çelebiler Kolu’ndan Doğan ve Yusuf Ulusoy’un ve Babagan Kolu’ndan Halifebaba Mustafa Eke’nin23 - evlerinde kalınmış ve talib/derviş gibi bu şahsiyetlere bağlı insanların “ adak kurbanı”, “hakkullah/çıralık verme”, “meydan açma” vb. gibi inanç uygulamalarına yönelik ritüelleri gözlemlenmiştir. İstanbul’da yürütülen çalışmada, çoğunlukla görüşme formu kullanılmış ve ayrıca “Cem Ayini”, “Semahlar”, “Muharrem Ayı”ve “Aşure Günü”, “Adak Kurbanı”, “Can Aşı”, “Nevruz” ve “Kurban Bayramı”vb. gibi Alevilere ait önemli dönemler, inanç uygulamaları/pratikleri ve ritüeller, görüntü kayıtları da yapılarak izlenmiştir. Böylece konuya ilişkin bilgiler, belirgin ölçüde zenginleştirilmiştir.

Pilot Çalışma

Daha önce açıklanmış olan kurumsal çerçeveye göre hazırlanan " Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Kültürünü Araştırma Anketi" (10 kişiye), “Bektaşiliğin Babagan Kolu Öğreticileri: Halifebaba / Baba Görüşme Formu” (5 kişiye) ve “Dedelik Kurumu Görüşme Formu” (5 kişiye) Şahkulu Sultan Dergahı’nda toplam 20 kişiye uygulanmıştır. Pilot çalışmanın amacı, soruların ne kadar zaman aldığı, anketteki ve görüşme formundaki anlaşılmayan soru, sözcük ve cümlelerde ne gibi düzeltmelerin yapılması gerektiğini tespit etmek olmuştur.

Bu uygulama sonuçlarına göre, ankette ve görüşme formunda bazı düzenlemeler yapılmıştır. Düzeltmeler sırasında anketin ve görüşme formunun kapsam bakımından bütüncü bir görüşü yansıtması, araştırma probleminin çözümüne sağlayacağı katkı göz önünde bulundurulmuştur. Araştırma konusunun karmaşıklığından dolayı soruların kapsamı, beklenen sonuçları aşacak, ancak, bizi beklenen amaca ulaştıracak biçimde düzenlenmiştir.

ALAN ÇALIŞMASININ SÜRESİ

Bu araştırmanın alan çalışması, olanaklar ölçüsünde görüşülebilen kişi sayısının artması amacıyla 1995-1996-1997 yıllarında 13 ve 20 Ağustos tarihlerini kapsayacak biçimde Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenleri’nde, toplam 24 gün ve Ocak 1997-Temmuz 1998 döneminde Şahkulu Sultan Dergahı’nda toplam 18 ay boyunca yürütülen çalışma süresini kapsamaktadır. Daha önce de belirtildiği gibi araştırma problemini çözebilmek için, çeşitli fırsat ve olanaklardan mümkün olabildiği kadar geniş ölçüde yararlanılmaya çalışılmıştır.

Yapılan çalışmada kent boyutunu verebilmek için, araştırmanın İstanbul’da yapılan kısmı bu kapsamda değerlendirilmiştir. Alan araştırmasına katılanlar içerisinde kent boyutunun ele alındığı bu bildiride Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenleri’nde yapılan çalışma kapsam dışında bırakılmıştır. Şahkulu Sultan Dergahı’nda yapılan çalışma sırasında elde edilen verilerin tümünün bu makalede değerlendirmeye tutulması yer ve zaman açısından olanaklı değildir. Tüm araştırmaya ilişkin sonuçlar/kalan veriler daha sonra kitap olarak yayınlanacaktır.

Araştırmaya katılanların bir bölümü –103 anket – ya görüşülenlerin görüşme sırasında mekandan (Şahkulu Sultan Dergahı’ndan) ayrılmak zorunda olmaları , ya da anket sorularının uzunluğu nedeniyle soruların bazı görüşülenleri sıkılıp görüşmeyi yarıda bırakması gibi nedenlerden dolayı değerlendirme dışı bırakılmıştır. Yine araştırmanın başlangıç döneminde yer alan ve anketçi olarak kullanılan Alevilik-Bektaşilik Temel Eğitim Kursu öğrencilerinin, görüşmeler sırasında jest ya da mimiklerle görüşülenleri yönlendirdikleri görüldüğü için 74 anket geçersiz sayılmış ve bu aşamadan sonra çalışma yeniden Şahkulu Sultan Dergahı’nda bizzat araştırmacılar Sosyolog Ali AKTAŞ ve Siyasal Tarihçi Ali YAMAN tarafından, Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenleri’ndeki anketler ise Sosyolog Ali AKTAŞ ve Sosyolog Çiğdem AKTAŞ tarafından araştırma için seçilen iki alanda uygulanmıştır.

IV. ARAŞTIRMANIN BULGULARI

Araştırmaya katılanların bir bölümü -değerlendirme dışında bırakılan 103 anket kağıdı- gerek anket soruların uzunluğu nedeniyle görüşmeye ayırdıkları süre içinde dergahtan ayrılmak zorunda oluşları, gerek soruların bazı görüşülenleri sıkılması gibi nedenlerden dolayı bu çalışma dışında bırakılmıştır. Alan araştırmasına katılanlar içerisinde kent toplumunun ele alındığı bu bildiride “Hacı Bektaş Veli yi Anma Etkinlikleri”nde yapılan anket çalışmaları da kapsam dışında bırakılmıştır. Dolayısıyla “Şahkulu Sultan Dergahı”nda yapılan 1623 anketin belli bir bölümünün sonuçları değerlendirmeye alınmıştır. Tüm araştırmaya ilişkin sonuçlar daha sonra yayınlanacaktır.

TABLO- 1: GÖRÜŞÜLENLERİN CİNSİYETE GÖRE DAĞILIMI CİNSİYET SAYI YÜZDE

Erkek 1214 74.80

Kadın 409 25,20

TOPLAM 1623 100.00


Araştırmada görüşülenlerin ancak dörtte birini kadınlar/genç kızlar oluşmaktadır. Ancak kadınlar sayısal açıdan 409 kişi yani tüm görüşülenlerin % 25’i ile yeterli bir örneklem oluşturmaktadır. Görüşülen kitle, Türkiye’nin nüfus profilinden iki açıdan farklılık göstermektedir.

Birincisi, görüşülenler en az 16 yaşında ya da 16 yaşından büyük olması koşulu ile görüşmeler sınırlandırılmış, dolayısı ile 16 yaşının altını oluşturan Türkiye nüfus profilinin yaklaşık % 34’ünü

TABLO- 2: GÖRÜŞÜLENLERİN YAŞA GÖRE DAĞILIMI YAŞ SAYI YÜZDE

16-20 293 18.05

21-25 82 5.05

26-30 79 4.87

31-35 88 5.52

36-40 114 7.02

41-45 158 9.74

46-50 166 10.23

51-55 198 12.20

56-60 222 13.68 61 yaş ve üstü 223 13.74 TOPLAM 1623 100.00


oluşturan kesim (çocuklar, gençler) araştırmanın kapsamı dışında tutulmuştur. İkincisi ise, “Şahkulu Sultan Dergahı”nın daha çok orta yaş ve üstünde olanlarca ziyaret edilmesi, görüşülenlerin Türkiye’nin demografik yapısından farklı yapı arz etmesinin de başlıca nedeni olarak gösterebiliriz. Tablo-1’de bakıldığında görüşülenlerin 16-25 yaş arasında yer alanlar (gençler) görüşülenlerin %23.10’nu; 26-45yaş arasında yer alanlar (orta yaş grubu) %27.08’ini; 45 yaş ve üstünde olanlar (yaşlı grup) ise %49.82’ sini oluşturmaktadır.

TABLO- 3: GÖRÜŞÜLENLERİN MEDENİ DURUMA GÖRE DAĞILIMI MEDENİ DURUM SAYI YÜZDE

Evli 884 54.47

Bekar 421 25.94

Dul (Eşi ölmüş) 193 11.89

Boşanmış 97 5.98

Birlikte yaşayan 3 0.18

Ayrı yaşayan 25 1.54

TOPLAM 1623 100.00


Topluluğun kentte yaşayanları üzerine yapılmış bir araştırmanın olmayışı karşılaştırma ve değişme bazında değerlendirmeyi de güçleştirmektedir. Ancak temel Alevi kaynaklarında ve kırsal kesimde pek sık görülmeyen – hoş karşılanmayan - boşanma olgusu vb. gibi durumlar ile ilgili bazı bulgulara araştırmada rastlanmıştır. Sanayileşme, teknolojik gelişmeler, eğitimin yaygınlaşması, ekonomik gelişmeler vb. gibi faktörler, aile-içi ( karı-koca, anne-çocuk, baba-çocuk) ve aile-dışı (akrabalar ve diğer yakınlarla) ilişkilerin değişmesine neden olmuştur. Bu yapılanma kadının özgürleşmesine, ailenin kuruluş biçimi, yapısı ve işlevlerinin de farklılaşmasına yol açmıştır. Aleviliğin mensupları üzerinde etkisi geçmişe oranla zayıflamakla birlikte, bu farklılaşma ve değişmedeki etkisi ise iki yönlüdür: Geleneksel yapısında barındırdığı bazı unsurlar örneğin kaç-göç (kadının saklanması) olgusunun olmaması eğitime yönelen kızların yolunu açarken olumlu; eğitim sonucunda geleneksel normlardan uzaklaşan kadının konumuna, örneğin kadının yönetici ya da dinsel önder olmasını engelleyici gizli biçimde tepki gösterme de olumsuz yönünü oluşturmaktadır. Bu yapı özel bir çalışma ile daha belirgin ve nesnel olarak ilerde yapılacak araştırmalarla ortaya çıkarılacaktır.

TABLO- 4: GÖRÜŞÜLENLERİN HANELERİNDE BULUNAN KİŞİ SAYISI HANEHALKI SAYISI SAYI YÜZDE

1-2 244 15.03

3-4 458 28.22

5-6 340 20.95

7-8 275 16.95

9-10 207 12.75

10’dan fazla kişi 99 6.10

TOPLAM 1623 100.00


Kırsal alanda hane halkı sayısı ile karşılaştırıldığında, kentteki hane halkı sayısının giderek azaldığını, ancak kent ortamında geçim zorluğu vb. nedenlerle yaygın olan geçici geniş ailenin bir tampon kurum özelliği taşıdığını söyleyebiliriz. Yani kentte yaşayan çekirdek aileler, kırsal bölgelerde yaşayan kardeşler, teyzeler, amcaların kentteki yaşama başlangıçlarında kalacağı yer bakımından bir mekan işlevi üslenmektedir. Ekonomik denge sağlanana kadar çekirdek aileler, geçici geniş aileye dönüşerek tüm ihtiyaçların çalışan üyelerince sağlandığı bir yapıya bürünmektedir.

TABLO- 5: GÖRÜŞÜLENLERİN EĞİTİM DURUMUNA GÖRE DAĞILIMI EĞİTİM /ÖĞRENİM DURUMU SAYI YÜZDE

Okur-yazar değil 133 8.19

Okur-yazar 112 6.90

İlkokul mezunu 520 32.04

Ortaokul ve dengi okul mezunu 194 11.95

Lise ve dengi okul mezunu 503 31.00

Üniversite mezunu 159 9,80

Diğer 2 0.12

TOPLAM 1623 100.00


İbadet ve inanç uygulamalarını da içeren bu merkezin daha çok belli bir yaş grubunun üzerinde olanlar için çekim merkezi olduğu gözlemlenmektedir. Gençler ise, sayısal açıdan fazla bir ağırlığa sahip olmamakla birlikte çeşitli kurslar (Saz, Semah ve Alevilik Temel Eğitim Kursları) Dergah için önem taşımaktadır. Ancak o gençlerin sürekliliği yalnızca katıldığı kursların süresi ile sınırlı olmaktadır. Görüşülenlerden yaşlı kesim içinde okuma-yazma bilmeyenler önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle bu grup içindekiler 1970 öncesi İstanbul’a yerleşen ve çoğunlukla hizmet sektöründe (kapıcılık, hamallık vb. işlerde) çalışanlardan oluşmaktadır. Okur-yazar olmayanlar için belirtilecek bir başka özellikte, okuma-yazma bilmeyen grubun büyük oranda kadınlardan oluştuğudur(okuma-yazma bilmeyen 133 kişinin, 103’ü kadındır). Okur-yazar olmayan grup içinde yer alanlarda da belirgin özellik; orta yaş üzerinde olanlar ve bunların arasında da kadınlar çoğunluğu oluşturmaktadır. Son olarak genç kuşak içinde değerlendireceğimiz grup içinde üniversite mezunları bakımından da %53.16’sı (159 kişinin 84’ü) kadınlardır. Bu toplumsal değişim sürecinde kadının giderek toplumsal hayatın her sahasında yerini almaya başladığının göstergesidir.

TABLO- 6: GÖRÜŞÜLENLERİN GELİR DURUMUNA GÖRE DAĞILIMI GELİR DURUMU SAYI YÜZDE

25 milyon lira ve altı 195 12.01

26-40 105 6.47

41-55 152 9.37

56-70 263 16.20

71-85 286 17.62

86-100 195 12.01

101-115 86 5.30

116-130 75 4.62

131-145 82 5.05 146 milyon lira ve üstü 168 10.35

Yanıtsız 16 0.99

TOPLAM 1623 100.00


1950 sonrası kentlere başta iş, eğitim olmak üzere, daha iyi olanaklar için göç eden Alevilerin yaklaşık yarım yüzyıllık dönemde henüz istenilen, mevki ve ekonomik şartlara sahip olamadıkları tespit edilmiştir. Ancak % 15’inin ekonomik açıdan iyi olanaklara sahip oldukları, % 22’sinin orta ekonomik yapı içinde bulundukları, % 34’ünün orta grup ile alt grup arasında ve % 29’unun ise en alt ekonomik yapı içinde yer aldıkları ortaya çıkmıştır.

Bütün görüşülen Alevilerin içinde ancak % 2’si en üst ekonomik dilim içindedir. Yoğun bir biçimde yurt-dışına göç etmelerine rağmen, topluluk üyelerinin eğitim, kültür çerçevesinde yeterli donanıma ulaşamayarak, elde ettikleri geliri iyi kullanamadıkları da ortaya çıkmaktadır.

Ekonomik açıdan zayıf olan Alevilerin büyük bir bölümü, 1980-1990 ve 1990 sonrasında İstanbul’a göç etmiş topluluk üyelerinden oluşmaktadır. Varlıklı olanlar ise, daha çok eğitimli ve siyasal partilerle (özellikle başta DYP, ANAP, CHP ve DSP ile) doğrudan ya da dolaylı ilişkili kent kültürünü yaşamayı hedefleyenlerden topluluk üyeleridir.

TABLO- 7: GÖRÜŞÜLENLERİN KENDİNİ EKONOMİK OLARAK TANIMLAMALARINA GÖRE DAĞILIMI SOSYO-EKONOMİK DÜZEY SAYI YÜZDE

Üst (Zengin) 76 4.68

Ortanın Üstü 151 9.30

Orta 429 26.43

Ortanın Altı 651 40.11

Alt (Fakir) 316 19.47

TOPLAM 1623 100.00


Kentsel doku içinde yer almakla birlikte, kent kültürü içindeki ekonomik paydan, kültürel etkinliklerden ve diğer toplumsal hizmetlerden de, çok az ya da nerdeyse hiç yararlanamayan Alevilerin büyük bir bölümü ekonomik açıdan çok olumsuz koşullarda metropol kent İstanbul'’a yaşamlarını sürdürmektedirler. Bu yapı zaman zaman kentsel mekan içinde “kentsel gerilimleri” de besleyen ana neden olarak karşımıza çıkmaktadır. (Gazi Mahallesi Olayları gibi.)

Alevilerin yaklaşık % 5’lik dilimi kendini üst gelir grubunda (zengin olarak) kabul ederken, buna karşılık % 20’lik dilimi alt gelir grubu içinde kendilerini değerlendirmeleri Ülkedeki gelir dağılımındaki çarpıklığın daha keskin olarak Alevilerde de olduğunu göstermektedir. Kendini ekonomik açıdan değerlendiren Alevilerin, ekonomik yönden kendilerini yetersiz olarak görmeleri siyasal tercihlerinde ve toplumsal adalet anlayışlarında farklı taleplerinin olmasında etkili olmaktadır.

TABLO- 8: GÖRÜŞÜLENLERİN MESLEKLERE GÖRE DAĞILIMI MESLEKLER SAYI YÜZDE

İşçi 335 20.64

Memur 189 11.65

Esnaf 247 15.22

Ev kadını 116 7.15

Emekli 268 16.51

Çiftçi 16 0.98

Öğrenci 177 10.91

İşsiz 113 6.96

Serbest 137 8.44

TOPLAM 1623 100.00


Çoğunluğu yani % 63.15’i işçi, işçi emeklisi, ev kadını, öğrenci, çiftçi, ve işsizlerden oluşan bu kitlenin % 15.22’si esnaf – bu kısımda yer alanların büyük bir bölümü küçük işletmeci – olduklarını belirtmişlerdir. Ancak esnaf grubunun bir bölümü ile serbest meslek grubunun büyük çoğunluğu aynı zamanda ekonomik açıdan en varlıklı grup içinde kendini görmektedir.

Kent ortamında yaşayan Alevilerin yoğun olarak göç ettikleri yerler göz önünde bulundurulduğunda, Doğu Anadolu Bölgesi ve İç Anadolu Bölgesi’nden geldikleri görülmektedir. Ziyaret ya da ibadet etme amacıyla gelenlerin İstanbul’a geldikleri bölgeler, Şahkulu Sultan Dergahı’nda günümüzde sürdürülen erkan uygulaması ve bu topluluk üyelerinin bağlı oldukları dini şahsiyetle bağımlı bir yapıyı da ortaya koymuştur. Ağırlıklı olarak sırası ile Doğu Anadolu (Erzincan, Malatya,Tunceli, Elazığ, Bingöl, Muş, Kars ve Erzurum illeri), İç Anadolu (Sivas,Yozgat, Kırşehir, Ankara ve Kırıkkale illeri), Ege (İzmir, Manisa, Aydın, Afyon, Denizli, Kütahya ve Muğla illeri), Akdeniz (K.Maraş, Mersin, Adana, Hatay, Isparta, Burdur ve Antalya illeri), Karadeniz (Tokat, Çorum, Amasya, Samsun, Ordu ve Kastamonu illeri) , Marmara (Edirne, Tekirdağ, Kırklareli, Balıkesir, Bursa ve Bilecik illeri) ve Güney Anadolu (Adıyaman, G.Antep, Diyarbakır ve Ş.Urfa illeri) bölgeleridir. Bu dağılım bize Anadolu Alevilerinin ağırlıklı olarak “Dedelere” bağlı olduğunu da göstermektedir.

TABLO- 9: GÖRÜŞÜLENLERİN İSTANBUL’A YERLEŞMEDEN ÖNCE YAŞADIKLARI BÖLGELERE GÖRE DAĞILIMI İSTANBUL’A YERLEŞMEDEN ÖNCE YAŞADIĞI BÖLGE SAYI YÜZDE

Akdeniz Bölgesi 66 4.07

Doğu Anadolu Bölgesi 1021 62.91

Ege Bölgesi 93 5.73

Güneydoğu Anadolu Bölgesi 23 1.41

İç Anadolu Bölgesi 302 18.61

Karadeniz Bölgesi 57 3.51

Marmara Bölgesi 49 3.02

Başka 12 0.74

TOPLAM 1623 100.00


İstanbul’da ikamet eden Alevilerin: Yaklaşık % 20’si Türkiye’de yoğun olarak göç olgusunun başladığı ilk dönem olan 1950-1970 yılları arasında; 1970-1980 yılları arasında yaklaşık % 29’u; 1980-1990 yılları arasında yaklaşık % 34’ü ve 1990 sonrası ise yaklaşık % 17’si yaşadıkları yerleşim birimlerinden göç ederek İstanbul’a yerleşmişlerdir. (Bu sonuçları incelerken görüşülenlerin yaş olarak 16 yaşından küçük olmadığı gözden kaçırılmamalıdır.)

TABLO- 10: GÖRÜŞÜLENLERİN İSTANBUL’DA OTURMA SÜRELERİ İSTANBUL’DA OTURMA SÜRESİ SAYI YÜZDE

Doğduğundan Beri 411 25.32

1-5 186 11.46

6-10 193 11.89

11-15 201 12.38

16-20 305 19.79

21 yıl ve daha fazla 327 20.14

TOPLAM 1623 100.00


Doğu Anadolu Bölgesi’nden gelen topluluk üyelerinin yoğunluğu, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin bir yurttaşı olan, ancak konuşma dilinde farklılık arz eden bir yapının, yani farklı etnik kökenden gelen Alevilerin de karşımıza çıkmasında etkili olmaktadır. Dinsel açıdan farklı etnik yapılardan oluşan ve üst kimlik/üst kültür olarak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Alevilerin etnik yapısında, Zaza ve Kürtlerin oranı, bu araştırmada çeşitli tahminlerden yüksek çıkmıştır. Ancak bu bulgular Türkiye’deki Alevilerin içindeki veya ülkemizde yaşayan Zaza ya da Kürtlerin oranını yansıtmaz. Çünkü bu durum araştırma alanı olarak seçilen “Şahkulu Sultan Dergahı”nın - eskiden

TABLO- 11: GÖRÜŞÜLENLERİN KENDİLERİNİ TANIMLADIKLARI ETNİK KÖKEN ETNİK KÖKEN SAYI YÜZDE

Türk / Türkmen 824 50.77

Zaza 217 13.37

Kürt 293 18.05

Arap 12 0.74

Arnavut 98 6.03

Acem 5 0.31

Tahtacı 38 2.34

Çepni 43 2.65

Nalcı 5 0.31

Sıraç 19 1.17

Abdal 56 3.45

Diğer 13 0.80

TOPLAM 1623 100.00


“Babagan Kolu”na ait Bektaşi Dergahı’nın - 1983 yılından başlanarak Doğu Anadolu Bölgesi’nde etkin olan “Ocakzade Dedeler Kolu”na bağlı kişiler tarafından yeniden onarılması ve “Ocakzade Dedeler” ile “taliplerinin” geleneklerini/erkanlarını bu dergahta sürdürmeleri böyle bir oranın ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Elimizde bulunan kaynaklar, belgeler ve yaptığımız diğer araştırmalar,

Alevi inancını benimseyen Zaza ve Kürt kökenlilerin oranının, bu çalışmada tespit edilenden çok daha az olduğunu göstermektedir. Bu durum ancak Türkiye genelinde yapılacak daha geniş boyutlu araştırmalarla da ortaya konulabilecektir (Örneğin, Marmara Bölgesi’nde yer alan Edirne, Tekirdağ, Kırklareli, Balıkesir, Bilecik ve Bursa’da; Ege Bölgesi’nde yer alan İzmir, Manisa, Afyon, Aydın, Denizli, Kütahya ve Muğla’da; Akdeniz Bölgesi’nde yer alan Isparta, Burdur, Antalya, Mersin, Hatay ve Adana’da (son üç ilde Arap kökenli Aleviler/Nusayriler ağırlıklı olmak üzere); İç Anadolu Bölgesi’nde yer alan Eskişehir, Ankara, Kırıkkale, Nevşehir, Kırşehir, Yozgat ve Kayseri’de; Karadeniz Bölgesi’nde yer alan Kastamonu, Çorum, Amasya, Samsun, Ordu ve Tokat’ta; Doğu

TABLO- 12: GÖRÜŞÜLENLERİN KONUŞABİLDİKLERİ DİLLERE/LEHÇELERE GÖRE DAĞILIMI KONUŞULAN DİL BİLEN BİLMEYEN

SAYI YÜZDE SAYI YÜZDE

Türkçe 1623 100.00 - -

Kürtçe 246 15.16 1377 84.84

Zazaca 419 25.82 1204 74.18

Arapça 30 1.85 1603 98.15

Arnavutça 98 6.04 1525 93.96

Diğer 16 0.99 1607 99.01


Anadolu Bölgesi’nde Kars’ta; Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan Diyarbakır (yedi köy) ve Ş.Urfa (bir köy) gibi yerleşim bölgelerinde yaşayan Alevilerin çoğunluğu Türkmen ya da kısmen Yörük kökenlidir. Bu yörelerdeki Alevilerin % 93’ü Türkmen (Çepni, Amuca, Abdal, Tahtacı ve Sıraç vb. gibi adlarla anılan topluluklar bu başlık altında toplanmıştır) % 5’i Yörük ve % 2’si ise etnik köken açıdan farklı topluluk üyelerinden oluşmaktadır .Bu sınıflama içinde Arap kökenli Alevi olan Nusayriler kapsam dışı tutulmuştur.

TABLO- 13: GÖRÜŞÜLENLERİN AİLESİNDE KONUŞULAN DİL/LEHÇELERE GÖRE DAĞILIMI AİLESİNDE KONUŞULAN DİL SAYI YÜZDE

Türkçe 1396 86.01

Kürtçe 375 15.16

Zazaca 654 40.30

Arapça 83 5.11

Arnavutça 109 6.71

Diğer 26 1.60


Akdeniz Bölgesi’nde K.Maraş’ta; İç Anadolu Bölgesi’nde Sivas’ta; Doğu Anadolu Bölgesi’nde Erzincan, Tunceli, Erzurum, Elazığ, Malatya, Muş ve Bingöl’de; Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Adıyaman ve G.Antep gibi yerleşim birimlerinde etnik açıdan Türkmen, Kürt ve Zaza kökenliler ayrı veya bazı köylerde birlikte karışık olarak yaşamaktadır. Yaklaşık olarak bu yöredeki Alevilerin % 61’i Zaza; % 23’ü Kürt ve % 16’sı Türkmen’dir.

Görüşülen kişilerin ailesinde konuşulan dil/lehçe olarak Türkçe’yi bilenlerin oranı % 85 iken, görüşülen kişilerde bu oranı % 100’dür. Yine görüşülenlerin ailesinde konuşulan dil/lehçe olarak %15.16’lık oranla Kürtçe ve % 40.30’luk oranla Zazaca yer alırken, görüşülen kişilerde bu oran Kürtçe’de % 15.16 ile aynı kalırken, Zazaca % 25.82’lik orana gerilemiştir. Konuşma dili/lehçesi dışında görüşülenlerin kendilerini etnik açıdan - bu etnik tanımlamadan çok emik tanımlama da diyebileceğiz bir yapıyı ifade eden - tanımlamalarında, %60.69’u kendisini Türkmen olarak (Türk/Türkmen % 50.77; Tahtacı % 2.34; Çepni % 2.65; Nalcı % 0.31; Sıraç % 1.17; Abdal % 3.45), %18.05’i Kürt (Zaza kökenlilerin % 2.89’u da kendini Kürt kökenli saymaktadır.), % 13.37’de kendisini Zaza olarak tanımlamaktadır. Son dönemlerde belirgin bir biçimde etnik açıdan farklı olan toplulukların/bireylerin, emik yaklaşımla kendilerini olduğundan farklı etnik bir kimlik içinde tanımladıkları -Zazaca konuşanların emik açıdan kendilerini, Türk veya Kürt kabul ettikleri- görülmektedir. Zazaların ya da Kürtlerin etnik kökenlerine ilişkin pek çok tez ileri sürülmesine karşın, etnik kökenler üzerine araştırma yapmak bu çalışmanın kapsamını aşan bir değerlendirmedir ve farklı bir çalışma alanına girmektedir. Bu konu “etnoloji”, “etnik sosyoloji”, “etnik antropoloji”, “etnomüzikoloji”, “halkbilimi”, “etnik dil bilimi” ve “tarih bilimi” alanlarında yapılacak nesnel araştırmalarla ortaya konulabilecek bir araştırma alanıdır.

TABLO- 14: GÖRÜŞÜLENLERİN KENDİLERİNİ İNANÇ AÇISINDAN TANIMLAMA BİÇİMİ KENDİNİ İNANÇ AÇISINDAN TANIMLAMA BİÇİMİ SAYI YÜZDE

Alevi 923 56.87

Bektaşi 94 5.79

Alevi-Bektaşi 215 13.24

Kızılbaş 169 10.41

Şii 46 2.83

Şia 2 0.12

Caferi 121 7.46

Bedreddini 15 0.92

Başka 38 2.34

TOPLAM 1623 100.00


İnançlarını kendileri açısından nasıl tanımladıklarına gelince, gerek geleneksel açıdan, gerek başka inançtan olanlarca topluluk üyelerini tanımlamada kullanılan Kızılbaş kavramı bugün bile kullanılmaktadır. Eskisi kadar yaygın olmasa bile bu ad topluluk üyelerinin %10’u tarafından kendilerini adlandırma kullanılmaktadır. %56..87’si kendini yalnızca Alevi olarak tanımlarken %13.24’ü ise Hacı Bektaş Veli’ye olan bağlılıklarınında bir göstergesi olarak Alevi-Bektaşi adını kullanmayı tercih etmektedir. 19. Yüzyıl sonlarına doğru kullanıdığı belirtilen Alevi adını topluluk nezlinde yaklaşık %70 gibi bir oranda kabul gördüğü ortaya çıkmıştır. Caferi olarak kendini tanımlayanlarda %7.46 gibi bir oranla topluluk arasında yer almaktadır

TABLO- 15: GÖRÜŞÜLENLERİN KIZILBAŞLIĞI / ALEVİ-BEKTAŞİLİĞİ TANIMLAMA BİÇİMİ KIZILBAŞLIĞI /

ALEVİ-BEKTAŞİLİĞİ TANIMLAMA SAYI YÜZDE

Dindir (Tek Başına İslamiyet'ten Ayrı Bir İnanç) 168 10.35

Mezheptir 705 43.43

Tarikattır 169 10.41

Kültürdür 262 16.14

Yaşam Tarzıdır 274 16.88

Başka 45 2.77

TOPLAM 1623 100.00


Alevi adı etrafında biçimlenen bu kimlik anlayışın içinde yer alan topluluk üyeleri, bu adın bir inançla ilgili olduğu yönünde %64.19 ile görüş bildirmişlerdir. Ancak bu yanıtı verenlerin %10.35’i İslamiyet’ten bağımsız bir inanç olduğunu belirtmişlerdir. Aleviliği, kendilerine göre son derece değişik biçimde tanımlamanın yalnız örgütlerde değil kitle içinde olduğu ortaya çıkmıştır. Kültür ya da yaşam biçimi olarak algılayanların toplamı %33.02 gibi yüksek orandadır.Bu durum kimlik tanımlamayla ilgili bazı zorlukların daha uzun süre devam edeceğinide göstermektedir. Unutulmamalıdır ki inancın (yani dinin) etrafında oluşan ve her topluluğun ya da toplumun bir kültürü ve yaşam tarzı olarak ortaya çıkan kültürel yapı ve yaşam biçimi araştırmacılarca göz ardı edilmektedir. Bu süreçte araştırmacıların bir bölümü tarafından Aleviliği açıklarken ileri sürülen yalnız kültür ve yaşam biçimi yaklaşımları söylemden öteye geçmeyen ve Aleviliği tanımlamayı da güçleştiren içi doldurulmamış kavramlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

TABLO- 16: GÖRÜŞÜLENLERİN KIZILBAŞLIKLA / ALEVİ-BEKTAŞİLİKLE İLGİLİ BİLGİ EDİNME YOLLARI ALEVİLİKLE İLGİLİ BİLGİ EDİNME YOLLARI SAYI YÜZDE

Kendi Kendine Okuyup, Araştırarak 831 51.26

Aileden 218 13.43

Okullardan 53 3.26

Akrabalardan 5 0.31

Yetişkinlerden 8 0.39

Dedelerden/Rehberden 444 27.36

Babalardan 33 2.03

Din Adamlarından 30 1.85

TOPLAM 1623 100.00


Topluluk üyelerinin Alevilikle ilgili bilgi edinme yollarında çoğunluğun %51.26’sı nın kendi kendine okuyup araştırarak yanıtını verdiğini görmekteyiz. Ancak kendi kendine araştırarak bilgi edinme yollarıyla ilgili söylenenlerin pek sağlıklı olmadığını ortaya çıkmaktadır. Topluluk üyelerinin

TABLO- 17: GÖRÜŞÜLENLERİN KIZILBAŞLIKLA / ALEVİ-BEKTAŞİLİKLE

YA DA DİN İLE İLGİLİ KİTAP OKUMA SIKLIĞI ALEVİLİKLE/DİNLE İLGİLİ KİTAP OKUMA SIKLIĞI SAYI YÜZDE

Düzenli Olarak Her Gün 121 7.46

Cuma Akşamları 97 5.98

Ara Sıra 356 21.93

Kutsal Sayılan Günlerde (Muharrem, Nevruz vb. gibi 589 36.29

Hiç Okumam 460 28.34

TOPLAM 1623 100.00


%28.34’ü hiç okumadığını, %36.29’u çok nadir olarak konuyla ilgili olarak kitap okuduğunu, %21.93’ü ara sıra okuduğunu belirtmiştir. Yani konuyla ilgili okuma alışkanlığının olmadığını ya da son derece zayıf olduğu görülen %86.56’lık bir kitle ortaya çıkmıştır. Yine konuyla ilgili, gerek program, gerek söyleşi ya da toplantı izleme veya takip etme düzeyinin hiç olmadığı veyahut son derece zayıf olduğu %75.29’luk bir kitlenin varlığı, bize konuyla ilgili bilgili kişi sayının son derece az olduğu gerçeğine götürmektedir.

TABLO- 18: GÖRÜŞÜLENLERİN ALEVİ-BEKTAŞİLİKLE YA DA DİN İLE İLGİLİ OKUDUĞU KİTAPLAR OKUNAN KİTAPLAR SAYI YÜZDE SAYI YÜZDE

Buyruk 583 35.92 1040 64.08

Hüsniye 326 20.09 1297 12.79

Cenknameler 668 41.16 955 58.84

Kumru 323 19.90 1300 80.10

Menkıbeler 339 20.89 1284 79.11

Vilayetname 380 23.41 1243 76.59

Kur’an-ı Kerim 320 19.72 1303 80.28

Cönkler 45 2.77 1578 97.23

Diğer 127 7.83 1496 92.17


İnanan/dindar bir insanın, inancıyla ilgili bazı temel ilkeler hakkında bilgi sahibi olması beklenmektedir. Alevilikteki On İki İmamlar’ın, Ehl-i Beyt’in adlarını bilme gibi. Dini bilgi düzeylerini yeterli görüp görmemeleri, dini bilgilerin öğrenildiği kaynaklar, eserler önem taşımaktadır. Görüşülenlerin evlerinde ne tür dini kitapların bulunduğu gelince; gerek Alevilik gerek diğer dini yayınların topluluk üyelerinin yarıya yakınında hiç bulunmadığı biçiminde bir sonuçla karşılaşılmıştır. Kitap açısından son derece kısıtlı kaynakların varlığı da topluluk üyelerinin konu ile ilgili okuma düzeyene paralellik arz etmektedir. Okunması kolay olan Hz.Ali’nin Cenkleri, İmam Cafer Buyruğu, Şeyh Safi Buyruğu, Hacı Bektaş Veli Vilayetnamesi, Hüsniye, Kumru, Menakıbnameler, Kur’an-ı Kerim (Meal olarak), Cönkler ve İslam İlmihali gibi kitaplar topluluk üyelerinde bulunmaktadır.

TABLO- 19: GÖRÜŞÜLENLERİN KIZILBAŞLIKLA / ALEVİ-BEKTAŞİLİKLE İLGİLİ PROGRAM, SÖYLEŞİ VE TOPLANTI İZLEME SIKLIĞI İZLEME SIKLIĞI SAYI YÜZDE

Hiç Kaçırmam 401 24.71

Zaman zaman 323 19.90

Dinlemem 899 55.39

TOPLAM 1623 100.00


Alevilikle ilgili söyleşi, toplantı ve radyo ya da televizyon programlarını da izleme oranı oldukça düşüktür. Topluluk üyelerinin yoğun olarak izledikleri veya dinledikleri konuşmalardan daha ziyade deyiş, nefes ve gülbangların yer aldığı programlardır. Bunun dışında konuşma ve anlatım içerikli olan toplantı ve benzeri etkinliklere pek rabet etmemekteler.

TABLO- 20: GÖRÜŞÜLENLERİN ALEVİLİKLE İLGİLİ KENDİ BİLGİ DÜZEYLERİNİ TANIMLAMA BİÇİMİ ALEVİLİKLE İLGİLİ KENDİ BİLGİ DÜZEYİNİ TANIMLAMA SAYI YÜZDE

Yüksek 443 27.30

Orta 283 17.44

Az 365 22.49

Bilgim Pek Yok 412 25.39

Bilmiyorum 117 7.20

Yanıtsız 3 0.18

TOPLAM 1623 100.00


Okuma oranlarının düşüklüğü, kendilerine yönelik toplantı vb. etkinliklere katımanın yanı sıra, Cem’e katılmanın da düşük olduğu topluluk üyelerinin kendi bilgi düzeylerini fazla abarttıkları görülmüştür.

TABLO- 21: GÖRÜŞÜLENLERİN BAĞLI OLDUKLARI ÖĞRETİCİ/ÖNDERLERE GÖRE DAĞILIMI ÖĞRETİCİLER/ÖNDERLER SAYI YÜZDE

Ocakzade Dedelere 1154 71.10

Çelebilere 227 13.99

İcazetli Dedelere 62 3.82

Babalara 49 3.02

Hem Dede Hem Babalara 21 1.29

Başka 110 6.78

TOPLAM 1623 100.00


Sürdürülen erkan uygulaması ve bu topluluk üyelerinin bağlı oldukları dini şahsiyetler bakımından Alevilerden Erzincan, Malatya,Tunceli, Elazığ, Bingöl, Muş, Kars, Erzurum (Doğu Anadolu Bölgesi), İzmir, Manisa, Aydın, Afyon, Denizli, Kütahya, Muğla (Ege Bölgesi), K.Maraş, Mersin, Adana, Hatay, Isparta, Burdur, Antalya (Akdeniz Bölgesi), Adıyaman, G.Antep, Diyarbakır ve Ş.Urfa (Güney Anadolu Bölgesi) illerinde yaşayanları “Ocakzade Dedeler Kolu”na; Sivas, Yozgat, Kırşehir, Ankara, Kırıkkale (İç Anadolu Bölgesi), Tokat, Çorum, Amasya, Samsun, Ordu, Kastamonu (Karadeniz Bölgesi), Balıkesir, Bursa ve Bilecik (Marmara Bölgesi) illerinde yaşayanları “Çelebi (Dedegan) Kolu”na bağlıdır. Bu dağılım bize Anadolu Alevilerinin ağırlıklı olarak “Dedelere” bağlı olduğunu da göstermektedir. “Babagan Kolu”na bağlı olanlar Sivas,Yozgat, Kırşehir, Ankara , Kırıkkale (İç Anadolu Bölgesi), İzmir, Manisa, Aydın, Afyon, Denizli, Kütahya, Muğla (Ege Bölgesi), Mersin, Adana, Isparta, Burdur, Antalya (Akdeniz Bölgesi), Tokat, Çorum, Amasya, Kastamonu (Karadeniz Bölgesi), Edirne, Tekirdağ, Kırklareli, Balıkesir ve Bursa (Marmara Bölgesi) illerinde yaşamaktadır. Anadolu Alevi-Bektaşilerinin çok az bir bölümü “Babagan Kolu”na bağlıdır, belirlenen etki alanlarına ilişkin illerin bir çoğunda bağlı bulunan kişi sayısı, 3 ya da 9 gibi köy halkı veya bu köylerde yaşayan birkaç hane ile sınırlı olabilmektedir. Bu kolun en etkin olduğu yerleşim alanları Trakya (tamamına yakını) ve Ege’nin bir bölümüdür.

Kurumlaşmış bütün inançlarda olduğu gibi Alevilikte de bir insanın “Alevi” olarak kabul edilmesi için, inanması gereken bir takım ilkelerin yanında, yapması gereken ibadetler de yer almaktadır. Bu ilkeler inancın kuramsal ya da öğreti kısmını oluşturmaktadır. Var olan her inanç –Alevilik dahil- mensuplarından bu ilkeleri kabul etmelerini beklemektedir. Alevilikte “birlik düşüncesi” ve “eline,beline,diline sahip olmakta” ifadesini bulan bir ilkeler sistemi bulunmaktadır. Bu inanç sisteminin temelinde bulunan “birlik düşüncesi”nin odağında ise, “Tanrı’ ya inanç” başta olmak üzere “Cem’e katılma”, “Semah” , “Muharrem Orucu tutma”, ve “Muharrem Orucu sonunda kurban kesme”, “Hızır Orucu”, “Niyaz etme”, “Dedelerden/Babalardan el alma”, “Musahip tutma”, “İkrar verme” ve “Hakkullah/Çıralık verme” vb. gibi inanç ve uygulamalar yer almaktadır.

TABLO- 22: GÖRÜŞÜLENLERE GÖRE ALEVİLİKTE YER ALDIĞINA İNANILAN TEMEL İNANÇ UYGULAMALARI TEMEL İNANÇ UYGULAMALARI VAR YOK FİKRİM YOK

SAYI YÜZDE SAYI YÜZDE SAYI YÜZDE

Musahip Tutmak 1161 71.53 152 9.37 310 19.10

İkrar Vermek 1057 65.13 169 10.41 397 24.46

Musahibiniz Var mı? İkrar Verdiniz mi? 503 31.00 1020 69.00 - -

Dedelerden/Babalardan El Almak 1307 80.53 148 9.12 168 10.35

Niyaz Etmek 1413 87.07 91 5.60 119 7.33

Muharrem Orucu Tutmak 1445 89.03 31 1.91 147 9.06

Ondört Mahsum-u Pak Orucu Tutmak 310 19.10 409 25.20 904 55.70

Hızır Orucu Tutmak 1438 88.60 80 4.93 105 6.47

Hızır Kurbanı Kesmek 317 19.53 356 21.93 950 58.53

Muharrem Orucu’ndan Sonra Kurban Kesmek 1445 89.03 31 1.91 147 9.06

Abdal Musa Kurbanı Kesmek 205 12.63 521 32.10 897 55.27

Adak Kurbanı Kesmek 1308 80.59 89 5.48 226 13.93

Kurban Bayramı’nda Kurban Kesmek 526 32.41 650 40.05 447 27.54

Cem’e Katılmak 1503 92.60 78 4.81 42 2.59

Alevi-Bektaşi Büyüklerinin Türbelerini Ziyaret Etmek 1557 95.93 - - 66 4.07

Hakkullah / Çıralık Vermek 1118 68.88 346 21.32 159 9.80

Semah Etmek 1494 92.05 78 4.81 51 3.14

Tanrı’ ya İnanmak 1569 96.67 27 1.66 67 4.13

Ahrete İnanmak 308 18.99 532 32.77 783 48.24

Kelimeyi Şahadet Getirmek 369 22.74 363 22.36 891 54.90

Bayramda Halka Namazı Kılmak 312 19.22 586 36.11 725 44.67

Namaz Kılmak 103 6.35 1213 74.74 307 18.91

Peygamberlere İnanmak 819 50.46 269 16.57 535 32.86

Ramazan Orucu Tutmak 218 13.43 1012 62.35 393 24.21

Hacca Gitmek 78 4.80 1320 81.33 225 13.86

Meleklere İnanmak 423 26.06 651 40.11 549 33.83

Zekat / Fitre Vermek 83 5.11 1424 87.74 116 7.15


İnanç normu, bütün dinlerde olduğu gibi Aleviliğin de temel normunu oluşturmaktadır. Ancak gerek yaratıcının bazı özellikleri (yaratıcıya yüklenen sıfatlar), gerekse dini inanış gereği kabul edilen ibadet ve uygulamalar her inanç açısından farklılıklar gösterebildiği gibi Alevilik açısından da farklılık gösterebilmektedir.

Her şeyden önce bu çalışmada hedeflenen, ülkemizde varlığını sürdüren Aleviliğin mahiyetini belirlemek değildir. Bu inanca mensup topluluk üyelerinin dini davranışlarını tespit etmek ve içinde yer aldığı yapıyla bağlantılı olarak yorumlamaktır.

Tanrıya inanç ilkesi (Tevhit İnancı), Alevi inancı mensuplarında çok yüksek bir oranda (%96.67.si) benimsemektedir. Tanrı inancını taşıyan bireyler, Tanrıya inanmakla birlikte topluluk üyeleri çözümleyemedikleri bazı konularında olduğunu da belirtmişlerdir. Olaya yalnızca inanma-inanmama açısından bakıldığında büyük çoğunluğun inandığını görmekteyiz. Ancak az da olsa Tanrıya inanmayanlar da bulunmaktadır. Bu inanç ile ilgili tutumda cinsiyet açısından büyük farklılıklar gözlenmezken; eğitim düzeyi ve sosyo-ekonomik düzey arttıkça inanma tutumunda bir azalma söz konusu olmaktadır. Buna karşın yaş ilerledikçe inanma oranında bir artıştan söz edilebilmektedir. Yine de şunu belirtmek gerekmektedir: Bu çalışma “Tanrı” kavramının Alevi inancına mensup toplulukta ki içeriğini çözümlemeye yönelik değildir. Bu yapı ayrı ve daha özel bir çalışmayı gerektirmektedir.

Özellikle tek tanrılı dinlerde Tanrının vahiyini insanlara ulaştıran anahtar roldeki “peygamberlere inanma” önemli bir temel ilke olarak benimsenmektedir. İslamiyet'le ilintili olan her öğreti gibi Alevilikte de, peygamberlere ve İslam dininin peygamberi olan Hz. Muhammed’e ve onun Tanrının elçisi olduğuna inanma yer almaktadır.

İslamiyet'in dayandığı temel kutsal metin Kur’an-ı Kerim’dir. Günümüze kadar hiç değişmeden geldiğine ve kutsal metinin bütünüyle gerçeği içerdiğine ve inanılan bu metnin, İslamiyet'in kültürel yapısını belirlemekte egemen olduğu bilinmektedir. Ancak Kur’an-ı Kerim’e inanmanın yanında, içeriğinde bulunan bazı bilgilerin doğruluğuna ilişkin birtakım kuşkular bu topluluk üyelerince taşınmaktadır. Hatta kutsal metnin içinde anlatılanların bütününün doğru olmadığına ilişkin görüşlerde belli ölçülerde kabul görmektedir. Böyle bir düşünce ile ilintili olan bir başka yaklaşımda Kur-an’ın (yani kutsal kitabın) evrensel ve her çağda geçerli olmadığına ilişkin şüphelerin varlığıdır.

Bu dünyanın sonunun olduğuna inanış topluluk üyelerinde kabul görürken, bundan sonra bir ahiret hayatının yaşanacağına ilişkin yaklaşımlar pek ilgi görmemektedir. Zaten ahret hayatının içeriği ile ilgili anlayışlar dinlere, mezheplere göre değişmektedir. Konuya yaklaşım açısından Alevilerin farklılık taşıyan yönleri, öldükten sonra cennet yada cehenneme gidileceği konusunda inançları bir hayli zayıf olduğu gözlemlenmektedir. Daha çok benimsenen ve kabul gören “Don değiştirme” (reekarnasyon) anlayışı, bu topluluk inancına “atalar kültü”nden gelmektedir. Yine Tanrının iyileri ödüllendirme ve kötüleri cezalandırma ögesi, var olan egemen olan Sünni İslam kültüründen farklılık göstermektedir. Ödüllendirmenin daha çok kendi ruhunun başka bir insanda yeniden ortaya çıkması ve cezalandırmada ise ruhun insan dışındaki diğer canlılarda ortaya çıkma biçiminde olduğuna ilişkin kanılar topluluk üyelerince taşınmaktadır.

Sünni inanç uygulamaları ile benzerlik taşıyan tutum ve davranışların kısmen -çok az olarak- kabul gördüğü topluluk üyelerinde, bütün açısından kendi içinde büyük oranda tutarlı bir yapıya sahip olduğu görülmektedir. Sünnilikten farklı bir yapının olduğu, topluluk üyelerince “Tanrıya inanma” oranı ile “peygambere inanma”, hatta “ahret inancı” arasında bir paralellik görülmemesi anlayışında bile kendini göstermektedir. Bu önemli farklılaşmanın temelinde, “anlamlandırma” bakımından Alevilik ile Sünnilik değerlendirmelerinin birbirinden ayrıldığı gerçeğinde yatmaktadır. Özellikle Alevi topluluklarının Kur’an’a dayalı “batini yorumu” benimsemeleri ve Kur’an dışı “atalar kültü”ne dayalı bir yöntemden hareket etmeleri bu farklılıkta etkili rol oynamaktadır.

Dini inancın yanında ahlaki davranışlarda büyük önem taşımaktadır. Bir inanç temeline dayanan dinin bir anlamda amacı da, insanlar arasında ahlaki davranışların yayılmasını sağlamaktır. Alevilikte bu ahlaki boyut “gözünle görmediğini gördüm deme, kulağınla duymadığını duydum deme, elinle koymadığını alma” biçiminde formüle edilmiştir. Böylece insanların birbirlerine karşı davranışlarının sağlıklı olmasına büyük önem verilmiş ve bu bağlamda bireyler “can” kavramı ile tanımlanmıştır. Canların birlikteliğini pekiştirici olarak ta “Musahiplik Kurumu” ve “İkrar Verme” uygulamaları ile topluluk bilinci ve de saygınlığının sağlanması hedeflenmiştir. Bu saygınlık ve ahlaki boyuta verilen önem sonucunda toplumsal kontrolü sağlayıcı bir yargı süreci de olan “Dar’a çekme” ve toplumsal koruyucu olarak da “Düşkünlük Kurumu” (topluluktan tecrit etme) uygulaması topluluk inancı olarak biçimlenmiştir.

TABLO- 23: GÖRÜŞÜLENLERİN ALEVİLİKTE YER ALDIĞINA İNANDIĞI TEMEL İNANÇ UYGULAMALARINI YERİNE GETİRME SIKLIĞI TEMEL İNANCIN UYGULANMA SIKLIĞI DEVAMLI ARA SIRA HİÇ

SAYI YÜZDE SAYI YÜZDE SAYI YÜZDE

Muharrem Orucu Tutma 378 23.29 934 57.48 311 19.16

Ondört Mahsum-u Pak Orucu Tutma 158 9.74 152 9.37 1313 80.89

Ramazan Orucu Tutma 203 12.51 364 22.43 1056 65.06

Hızır Orucu Tutma 350 21.57 1168 71.97 105 6.46

Muharrem Orucu’ndan Sonra Kurban Kesme 214 13.19 867 53.42 542 33.39

Abdal Musa Kurbanı Kesme 73 4.50 132 8.13 1418 87.37

Hızır Kurbanı Kesme 147 9.06 198 12.20 1278 78.74

Adak Kurbanı Kesme 203 12.51 920 56.69 500 30.80

Kurban Bayramı’nda Kurban Kesme 94 5.79 590 36.35 939 57.86

Cem’e Katılma 425 26.29 876 53.97 322 19.84

Alevi-Bektaşi Büyüklerinin Türbelerini Ziyaret Etme 852 52.50 771 47.50 - -

Hakkullah / Çıralık Verme 254 15.65 227 13.99 1142 70.36

Semah Dönme 470 28.96 893 55.02 260 16.02

Tanrı’ ya Dua Etme 589 36.29 940 57.92 94 5.79

Kelimeyi Şahadet Getirme 252 15.53 346 21.32 1025 63.15

Bayramda Halka Namazı Kılma 242 14.91 154 9.49 1227 75.60

Namaz Kılma 83 5.11 114 7.02 1426 87.86

Zekat / Fitre Verme 83 5.11 118 7.26 1424 87.73


Aleviliğe inanmanın yanında bir takım pratik uygulamalarında yerine getirilmesine dayanmaktadır. Özellikle tek tanrılı dinlerde inanmadan sonra önem verilen dindarlık boyutu ibadetlere katılmak ya da belirlenen ibadetleri yerine getirmektir. İbadetleri yerine getirme, zorunlu olan ibadetlere katılma, daha subjektif olan dua etme ve dini metinleri ibadet etme niyetine okuma olarak belirlenmiştir. Buradan hareketle, kişinin dindarlığının tespitinde cemlere katılma düzeyi önemlidir. Cemlere katılma dindarlığın boyutları içinde diğerlerine oranla daha kolay gözlenebilen bir fenomen olduğu için, dindarlığın tespitinde dini pratikleri yerine getirme üzerinde daha fazla durulmuştur. Alevilikte ibadet anlayışı içinde, inanmadan (imandan) sonra üzerinde önemle durulan ibadet türü “Cem’e katılma”dır. Cem’e katılma, yılın belli dönemlerinde yapılan, belli yaş sınırını aşmış, “musahip tutmuş” ve “ikrar vermiş” canların katıldığı bir ibadettir. Ancak birden fazla “Ayini Cem” vardır ve her “Cem Töreni” farklı nitelikler taşımakta ve farklı uygulamaları da içermektedir. Cemler: “Abdal Musa Birlik Cemi”, “Hızır Cemi”, “Aşure (Muharrem Matemi) Cemi”, “Sultan Nevruz Cemi” yılda kırk sekiz hafta yapılan cemler, “Kısa Cem” ve “Muhabbet Cemi” (eğitim cemleri) uygulamalar açısından benzer özellikler gösterirken, “Görgü Cemi”, “Musahiplik Cemi” ve “Düşkün Kaldırma Cemi” düzenleniş ve uygulamalar açısından farklılıklar taşımaktadır. Birden çok Cem çeşidinin içinde, “Muhabbet Cemi” Alevi kökenlilerin –düşkün sayılanlar ve diğer inançtan olanlar hariç- tümüne açıktır. Yani Alevilikte inanmadan sonra Cem’e katılma yer almaktadır. “Muhabbet Cemi'’nde yaş sınırı vb. ön şartlar aranmaz. Çünkü bu "Cem” çocukların ve gençlerin toplumsallaştırılmasına ve toplumsal birlikteliğin pekiştirilmesine yöneliktir. Alevilikte bütün cemlere katılma zorunluluğu bulunmamaktadır. Yani tüm cemler aynı önem derecesine sahip değildirler. Örneğin bu cemlerden; “Görgü Cemi”, “Musahiplik Cemi” ve “Düşkün Kaldırma Cemi”ne katılmak zorunlu ve son derece önemli iken, diğer cemlere katılmak ise daha çok isteğe bırakılmıştır. Ancak yine de birlik ve dayanışma açısından tüm cemlere katılma önemli bir unsur olarak topluluk yaşamında yer almaktadır.

Yine yapılan ibadetlerden birisi de Muharrem ayında tutulan oruçtur. Ancak bu ibadetin sonucunda sevap kazanma söz konusu değildir. Matem orucu hüviyetini taşıyan ve uygulanış biçimi ile de Ramazan ayında tutulan oruçtan farklılıklar arz eden bir yapısı bulunmaktadır.

Hakk’a duyulan özlemi içeren ve insanın bir anlamda psikolojik durumuna ve ihtiyaçlarına bağlı olarak duygularını dile olan dua, kişinin dini tecrübesiyle de yakından ilgilidir. Dini yaşamın en subjektif yönünü de dua oluşturmaktadır. Gündelik yaşamda olmasa bile, çok sıkıntılı anlarda yada cenaze, mevlit gibi özel durumlarda dua etmenin yaygınlaştığı gözlemlenmektedir. Duaya verilen önem, Tanrı’nın insanın duasına karşılık verip vermediğine inançla ilgilidir. Bu bağlamda duaya devam edip etmeme de, yapılan duanın kabul edilip edilmediğine inanmanın önemli bir etkiside bulunmaktadır.

TABLO- 24: GÖRÜŞÜLENLERİN ZİYARET ETTİĞİ VELİLER/EVLİYALAR VE ZİYARETLERİN SAYISI ZİYARET EDİLEN VELİLER /EVLİYALAR VE KUTSAL MEKANLAR HİÇ GİTMEYEN 1-2 3-4 5 VE DAHA FAZLA

SAYI YÜZDE SAYI YÜZDE SAYI YÜZDE SAYI YÜZDE

HACI BEKTAŞ VELİ 950 58.53 446 27.48 125 7.70 102 6.28

ABDAL MUSA 1352 83.30 126 7.76 89 5.48 56 3.45

SULTAN SÜCAATTİN VELİ 1121 69.07 315 19.41 103 6.34 84 5.18

SEYYİD BATTAL GAZİ 1441 88.79 108 6.65 46 2.83 28 1.73

HIDIR ABDAL SULTAN 1406 86.63 184 11.34 21 1.29 12 0.74

PİR SULTAN 1503 92.61 91 5.61 17 1.05 12 0.74

VELİ BABA 1548 95.38 46 2.83 18 1.11 11 0.68

HAMZA BABA 1580 97.35 27 1.66 9 0.55 7 0.43

KARACAAHMET SULTAN 273 16.82 703 43.31 421 25.94 226 13.92

ŞAHKULU SUTAN - - 826 50.89 276 17.01 521 32.10

KERBELA 1583 97.35 27 1.66 3 0.18 8 0.49

HAC 1601 98.64 14 0.86 7 0.43 - -


Çoğunlukla tek tanrılı dinlerde kutsal olarak tanınan yerlerin, o dinden olanlarca yılın belli aylarında ziyaret edilmesi biçiminde bir ibadet olarak “Hac” olayı gerçekleştirilmektedir. Sünni öğretiyi benimseyen topluluk üyelerince zilhicce ayında Mekke’de yapılan Kabe’yi ziyaret ve tavaf töreni, Alevilerde pek rağbet edilen bir uygulama olarak görülmemektedir. Ancak çok küçük bir bölümü uygulamayı inancın temel uygulaması olarak kabul etmektedir.

Dinsel bir buyruğu, bir adağı yerine getirmek için hayvan kesmeye kurban olayı denilmektedir. Yine Kurban Bayramı’nda kesilen uygulamadan farklılık arz eden Alevilikteki kurban olgusu, inanca yönelik olarak erkanlarda (yazılı kaynaklarda;Buyruk gibi) belirtilen durumlarda, Hakk’a kavuşmanın anısına, lokma edilip yenmek için tığlanan (kesilen) belli özelliklere vahip hayvan ifade etmektedir. Alevilikte kurbanın saygın bir yeri vardır. İnanç yolunda Hakikat’e ulaşmayı -gerçeğe kavuşmayı- başardıkları zamanın anısına bir kurban tığlamak zorunluluk sayılmaktadır.

TABLO-25: GÖRÜŞÜLENLERİN YAPTIKLARI HAYIR İŞLERİ YAPILAN HAYIR

İŞLERİ YILDA BİRDEN ÇOK YILDA BİR DAHA AZ HİÇ

SAYI YÜZDE SAYI YÜZDE SAYI YÜZDE SAYI YÜZDE

Gömbe / Fetir 102 6.28 896 55.20 496 30.56 129 6.28

Aşure 76 4.68 885 54.53 525 32.34 137 8.44

Kimsesiz ve Fakirlere Yardım 658 40.54 362 22.30 603 37.15 - -

Hayır Derneklerine Yardım 154 9.49 695 42.82 369 22.74 405 24.95

Dergah ve Türbelere Yardım 709 43.68 348 21.45 566 34.87 - -

Lokma Yapma/Dağıtma 1128 69.50 262 16.14 205 12.63 28 1.73

Nevruzda Süt Dağıtma - - 67 4.25 29 1.79 1527 94.09


Alevilerde, mal veya para olarak verilebilen dinsel ödentiler bulunmaktadır. Bir tür dinsel mali yükümlülük olarak görülebilecek bu ödentiler, “Dedelere”, “Babalara”, “Çelebilere” verilebildiği gibi, dergahların ve küçük tekkelerin hizmetlerinin karşılanması için verilebilmektedir. Kapalı bir toplumsal yapıya sahip Alevilerdeki cemaat yapılanmasının doğal bir sonucu olarak, dinsel hizmetleri gören dedelere, Alevi toplumu hizmetlerinin karşılığını bu biçimde ödemekte ve bu hizmetlerin devamı bu şekilde sağlamaktadır. Bu tür benzeri uygulamalara İslamiyet'i benimsemeden önce Türkler arasında da rastlanmaktaydı. Dedelere para veya mal olarak, verilebilen bu armağanlar en yaygın olarak hakkullah veya çıralık olarak adlandırılmaktadır.24

Bütünüyle ekonomik durumla ilgili ibadet olan “hakkullah verme”, dedelere geçimlerini sağlamak için yapılan yardımdır. Dedelerin görevi, cem yönetmek, yılın belli günlerinde kendilerine bağlı taliplerin bulunduğu yerleşim yerlerini dolaşarak topluluk ilişkilerini gözden geçirmektedir. Dede’ye bu hizmetleri karşılığında her talip daha önceden rehber yada saygın bir kişinin başkanlığında toplanan kururun kenddisine uygun görerek verdiği para ya da mala “hakkullah” denir. Bu bedel kimi kez köylüler ya da topluluk üyelerince –taliplerce – ortak olarak verilebilmektedir. Sünni inanış içinde yer alan zekat (Müslümanların mal ve paralarından , helalliği sağlamak için her yıl yoksullara vermekle hükümlü bulundukları kırkta birlik pay ) ve Fitre’den (Ramazan ayı içinde verilmesi dince buyurulan, miktarı belirli sadakadan) oldukça farklılık taşıyan “hakkullah” zaman zaman bu uygulamalarla kariştırılmaktadır.

İslamiyet içinde yer alan farklı düşünce gruplarının bir çoğunda büyü, sihir, falcılık gibi uygulamalarla uğraşma ve bunlara inanma yasaklanmıştır. Ancak bu gibi uygulamalar çok kesin biçimde bile yasaklandığı topluluklar içinde bile yayılma olanağı bulmuştur. Bir takım gizli tekniklerle doğaüstü güçlerle bağlantı kurarak insanlara etki edebileceği temeline dayanan bu tür batıl inanışlar, özünde gizil bir yön taşıdıklarından tarih boyunca insanların sürekli ilgisini çekmiştir/çekmektedir. Gizemli yönü bakımından dine benzeyen yapısından dolayı insanların pozitif yollarla çözemedikleri sorunlarının var olan çözümü olarak bu tür uygulamalara yöneldikleri bilinmektedir. Din dışı bu inanışların hangi işlevleri yerine getirdiğini ve araştırma alanımızda bu inanışların ne derece yaygın olduğu araştırılmıştır.

TABLO- 26: GÖRÜŞÜLENLERİN İNANDIKLARI/BAŞ VURDUKLARI UYGULAMALAR BAŞ VURULAN UYGULAMALAR İNANIYOR İNANMIYOR YANITSIZ

SAYI YÜZDE SAYI YÜZDE SAYI YÜZDE

Baş Okutma 123 7.58 1397 86.08 103 6.35

Sihir – Büyü Yaptırma 47 2.90 1234 76.03 342 21.07

Fala Baktırma 651 40.11 267 16.45 705 43.44

Muska Yazma 409 25.20 757 46.64 457 28.16

Nazara İnanma 742 45.72 316 19.47 565 34.81

Kurşun Döktürme 794 48.92 536 33.03 293 18.15

Yatır Ziyaretlerinde Bulunma 1095 67.47 80 4.93 448 27.60

Adak İçin Bez Bağlama 503 30.99 526 32.41 594 36.60

Adak İçin Mum Yakma 816 50.28 489 30.13 318 19.59


Alevilerin ibadet dışındaki uygulamalarında halen “atalar kültü”nün hissedilir derecede topluluk üyelerinin yaşamlarında yer almaya devam ettiğini söyleyebiliriz. Özellikle veli veya eren kabul edilen evliya türbelerini ziyaret, mum yakma, kurşun döktürme ve fala baktırma ve de dolayısı ile nazara inanma topluluk üyelerin oldukça yer etmiştir.

TABLO- 27: GÖRÜŞÜLENLERİN EHL-İ BEYTİN ADLARINI SAYABİLME DURUMLARI EHLİ BEYT’İN ADLARINI SAYABİLME SAYI YÜZDE

Tam Olarak Sırasıyla 186 11.46

Tam Olarak Karışık 240 14.79

Eksik Olarak 721 44.42

Yanlış ve Eksik Olarak 368 22.67

Hiç Bilmeyen 108 6.65

TOPLAM 1623 100.00


Dini birikim, daha çok duygu ile kavranılan gerçekliğin doğrudan denenmesini içerir. Dini birikim ve nesnel olmayan yaşantı, ihtiyaç, idrak, güven ya da korku, endişe biçimlerinde ortaya çıkabilmektedir. Dinsel alanda ihtiyaç, inanma veya yaşamın anlamını aramada, karşılaşan güçlüklerle başaçıkılmaya yardım eden ve tüm olumsuzluklara karşı insana güven duygusu veren Tanrı’ya ya da ilahi bir güce inanma şeklinde olabilmektedir. Dini birikim, kişisel dindarlığın bir belirtisi sayılabilmekte ve bu birikim dini duygu biçiminde kendini gösterebilmektedir.

TABLO- 28: GÖRÜŞÜLENLERİN ONİKİ İMAMLARIN ADLARINI SAYABİLME DURUMLARI ON İKİ İMAMLARIN ADLARINI SAYABİLME SAYI YÜZDE

Tam Olarak Sırasıyla 132 8.13

Tam Olarak Karışık 89 5.48

Eksik Olarak 420 25.88

Yanlış ve Eksik Olarak 639 39.37

Hiç Bilmeyen 343 21.13

TOPLAM 1623 100.00


Görüşülenlerin %27.30’u Alevilikle ilgili bilgilerin yüksek %17.44’ü orta derece olduğunu beritmiş, yani %44.44’ü Alevilikle ilgili bilgilerinin yeterli olduğu kanısındadır. Ancak Ehl-i Beyt anlayışı ve On İki İmamların Alevilikte yeri ve önemini belirtilenlerin, %13.61’i On İki İmamların adlarını, %26.25’i Ehl-i Beyt’in adlarını (bazıları sırasını karıştırmakla birlikte) tam olarak sayabilmişlerdir. Her iki oranda nesnel bilgilerinin ölçümünde bile yeterli olmadıklarını göstermektedir.

Aleviliğin temel ilkelerinin yazılı olduğu buyruk kitaplarında, çeşitli araştırmalarda ve Aleviler arasında günümüze kadar sürmüş bulunan uygulamada yer alan şu nitelikler dedelerde aranmaktadır: Evlad-ı Resul (ocakzade) olmaları; Eğitici, terbiye edici (mürebbi) olmaları; Bilgili ve örnek insani özelliklere sahip (mürşid-i kâmil) olmaları; Buyruklarda yazılı esaslara ve yerleşmiş geleneksel Alevilik esaslarına uyuyor olmaları. Dedelerin belirtilen niteliklere sahip olduktan sonra, gerek bulundukları yerleşim alanlarında, gerekse belli zamanlarda kendilerine bağlı yerlerdeki taliplerini ziyaretleri sırasında işlevleri yerine getirirler. Dedelerin uzakta bulunan talipleri için kendilerine bağlı bir mürebbi (dikme dede) ya da “icazetli dede” atadıkları da görülmektedir. Dikme dede, kendisini atayan ocakzade dedeye bağımlıdır. Ocakzade dede taliplerin şikayeti üzerine onu görevden alabilmekte ve “dikme dede”ye, “ocakzade dede”ye verilen hakkullah da verilmemektedir. Her hasat zamanı bir miktar ürün vermek yeterli görülmektedir. Hakkullah, “ocakzade dede” geldiğinde ancak ona verilebilirdi. Bazı “dikme dedeler”in bir bölümünün zamanla, bağlı oldukları ocakları tanımadıkları ve bağımsız ocaklar oluşturdukları da görülmektedir.

TABLO-29: GÖRÜŞÜLENLERİN DEDELERE / BABALARA BAKIŞ AÇISI DEDELERE / BABALARA BAKIŞ AÇISI SAYI YÜZDE

Dedeler/Babalar Topluma Faydalıdır 775 47.74

Dedeler/Babalar Topluma Faydasızdır 295 18.18

Dedelerin/Babaların Bazıları Topluma Faydalıdır 370 22.80

Dedeler/Babalar Faydalı Olabilirler 136 8.38

Fikrim Yok 47 2.90

TOPLAM 1623 100.00


Dini önder/öğretici görevini üstlenen “Dedelerin”ve “Babaların” topluluk nezlinde halen değerini koruduğunu söyleyebiliriz. Eski etkinlikleri kalmasada, görüşülen Alevilerin -yani iyi ile kötüyü, bilgili ile bilgisizi ayırmak kaydıyla- büyük bir bölümü %78.92’si inanç önderlerinin bir gereksinim olduğu konusunda hem fikirdiler. Ancak %18.18’i inanç önderlerine gereksinimleri olmadıklarını belitmesine ve %2.90’nı ise fikir belirtmediği halde; inanç önderleri, halen topluluk üyelerince belli ölçülerde açıkça kabul gördüğü sonucu ortaya çıkmaktadır.

TABLO-30: GÖRÜŞÜLENLERİN DEDELERDEN / BABALARDAN BİLGİ VERMESİNİ İSTEDİKLERİ ALANLAR DEDELERİN / BABALARIN BİLGİ VERMESİ GEREKTİĞİNE İNANILAN ALANLAR SAYI YÜZDE SAYI YÜZDE

Aleviliğin Tarihini Açıklamalı 621 38.26 1002 61.73

Alevilikteki Yol ve Erkanı Öğretmeye Yönelmeli 1444 88.97 179 11.03

Cem Dışındaki İbadet ve Erkanları Öğretmeli 1040 64.08 583 35.92

Günlük Olaylar ve Bunların Dinsel Açıklamalarını Yapmalı 1171 72.15 452 27.85

Başka 70 4.31 1553 95.69


Dede/Baba gibi inançönderlerini faydasız olarak gören 295 kişiden 116’sı da öğretici olarak inanç önderlerinin neler anlatmaları gerektiğini konusunda görüş bildirmişlerdir. İnanç önderleri olarak “Dedeler” ve “Babalar”dan vermesini istedikleri bilgiler açısından öncelikli olarak; öğretici olarak taliplerine “Alevilik yol ve erkanının öğretilmesi” ön plana çıkmıştır. Daha sonra inanç önderlerinden “günlük olayları ve bunların dinsel açıklamalarının yapılması”, “Cem dışındaki ibadet ve erkanları öğretmeleri” ve “Aleviliğin tarihi anlatmaları” beklenmektedir.

Dedelerin başlıca işlevleri şu biçimde sınıflandırılabilir: Toplumsal ve dinsel bakımdan cemaate (topluluğa) önderlik etme, cemaati irşat (topluluğu aydınlatma) ve bilgilendirme; Dinsel ayinleri (cem törenleri) yönetme; Suçluları düşkün etme, dargınları barıştırma; Bayram, cenaze, evlenme, sünnet vb. törenlerdeki görevleri.

Alevi dedeleri ve dede soyundan olanlar toplumda büyük saygı görürler. Dede Alevi topluluklarında öğretici ve lideri konumundadır. Dedenin saygınlığı taşıdığı niteliklerinden ve toplumsal alanda sağladığı katkıdan kaynaklanmaktadır. Alevilerce dedenin soyu kutsal bir nitelik taşımakta ve dede, bu topluluk içinde en bilgili olarak kabul görmektedir. Çünkü dede Alevi inancının kurallarının yazılı olduğu “Buyruk” kitaplarına sahiptir ve kaynakları okuyabilmektedir. Tüm bu nitelikleri ile taliplerin her türlü problemlerine çözüm üretebildiği topluluk içinde kabul görmektedir. Alevilerde yaşamın her alanında dede nüfuzunu görmek olanaklıdır. Her konuda dedeye danışılmakta ve Dede belli aralıklarla yapılan cem törenlerinde taliplere öğütler vermekte, onları bilgilendirmektedir. Aleviler, geçmişte dedelerinin buyruklarına titizlikle uymakta ve uymayanlarına da çeşitli yaptırımlar uygularken, günümüzde bu yapı değişmiştir/değişmektedir. Aleviler, “Buyruk”larda yer alan “dinsel esasları”, “Oniki İmamlar”, “Kerbela” vb. konuları ve yarı tarihi, yarı menkıbevi ya da bütünü ile menkıbevi bilgileri Dededen öğrenmekte idi.

Dedelerin en önemli işlevlerinden biri de, cem törenlerini yönetmesi sırasında üstlendiği görevdir. Alevilerin ibadetlerinin temeli kabul edilen cem törenlerinde Dede, cem törenini yönetir. Cem töreni, dede tarafından görevlendirilmiş hizmet sahiplerince (Rehber, Gözcü, Çerağcı, Zakir, Süpürgeci, Sakkacı, Sofracı, Pervane, Peyik, İznikçi ve Kapıcı), dedenin yönetiminde, belli bir düzen içerisinde yerine getirilir. Dede bu görevini, cem yapılan yerin baş köşesinde bulunan post üzerinde oturarak yerine getirmektedir. Burada cem töreninin karmaşık işleyişinden çok, dedenin yönettiği bu cemin (görgü cemi) Aleviler arasındaki işlevleri önem taşımaktadır. Her musahip görülmesinde dede, cemaatten razılık alır ve “Bu canlardan razı mısınız?” diye sorar. Ayrıca Cem’de kurban hizmeti görülür ve semah ve dualar (gülbank) okunur. Cem’de işleyiş, dedenin yönetiminde ve diğer hizmet sahiplerinin hizmetleriyle büyük bir disiplin içerisinde yürütülür.25 “Görgü Cemi”nin yanı sıra, “Musahiplik Cemi”, “Abdal Musa Kurbanı”, “Sultan Nevruz Cemi”, gibi diğer toplanma zamanlarında da yönetici konumundadır, cemaate öğütler ve bilgiler verir. İyi insan (insanı kâmil) olabilmenin ancak, “eline, diline, beline bağlı olmak” ilkesine uyularak mümkün olabileceği öğütlenir. Toplumun suç saydığı fiillere, ağır yaptırımların uygulanacağı, Aleviliğin kötü davranışları yapanları dışladığı, Alevi ulularının da böyle kişilerden razı olmayacağı şeklinde soyut, somut nitelikli çeşitli telkinlerde bulunularak dede tarafından topluluk üyelerine bu bilgiler aktarılmaktadır.

Alevi dedelerinin önemli işlevlerinden biri de, dargınları barıştırmaktır. Bu işlev, çeşitli nedenlerle ortaya çıkan düşmanlıkların sona ermesini sağlayarak, toplumsal huzurun bozulmasını önlemektedir. Birbirleriyle konuşmayan, dargın olanlar dedenin huzurunda mutlaka barıştırılmakta ve barışmayanlar cezalandırılmaktadır. Yani bu kişiler toplum tarafından dışlanmakta, hatta sürgün bile edile bilinirdi. Dedelerin dargınları barıştırması işlevi, çeşitli araştırmacıların da dikkatini çekmiş, kapalı bir toplumsal yapıya sahip Aleviler arasında varolan suç oranındaki azlık ve toplumsal barış ortamında bunun da rolüne dikkat çekilmiştir.

Alevi dedelerinin bayram, ölüm, evlenme, sünnet gibi törenlerde de birtakım görevleri bulunmaktaydı. Cemaat için çok önemli olan böyle zamanlarda dede mutlaka bulunurdu. Bayram günlerinde, bayramlaşmalarda dede büyük saygı görür, dedenin veya bir başka kişinin evinde toplanılır, dede bu sohbetlerde o günün Alevi inancındaki önemi üzerine bilgiler verir, cemaatle söyleşirdi. Dede ölüm halinde yas yerine gider, akrabalarına başsağlığında bulunur dualar ederdi.

Alevi-Bektaşilerde ölüm haline, hakka yürümek denirdi. Bazı bölgelerde cenazeyi dede veya dede vekili yıkar cenaze namazını da dede kıldırırdı. Dedelerin bir görevi de evlenme zamanlarında görülür. Çoğu zaman nikahları dedeler kıyar, nikah dedenin duasıyla sona ererdi. Dede sünnet törenlerinde bulunur ve dualar ederdi. Örneğin geçmişte, nişan töreni eğlencesiz ve gürültüsüz olarak yapılırdı. Yani bu tören yalnızca “Emr’i Hak”ı yerine getirmek için, erkek ve kız tarafından gelenlerle bir heyet oluşturularak ve aralarında bulunan “Seyyid” ya da “Dede” tarafından, “Emr’i Hak” denilen sözü, yani orada bulunanları şahit göstererek kızın oğlana nişanlandığını ilan etme biçiminde gerçekleşmekteydi. Alevi geleneği olarak nişanda Dede “On İki İmam”ın isimleri anılarak bir dua okur, şerbet içilir, tören biterdi. Bu derece basit bir törenle sonuçlanan nişan, bütün kutsiyetini Dedenin okuduğu “Emr’i Hak”dan ve “On İki İmam”ın ismi geçen duadan almaktadır.

Dedelerin toplumsal işlevleri daha da arttırılabilir. Dedeler hastalıkların tedavisinde de rol sahibi oldular. Bu tedavi biçimi, dedelerin hastalara dua etmeleri ve bitkilerden yaptıkları ilaçları kullanmalarına dayanmakta idi. Dede kimi zaman hastaya ve ailesine, bir Alevi büyüğü için kurban kesmelerini veya hastayı, bir Alevi büyüğünün bulunduğu türbeye götürmelerini salık verebilirdi. Örneğin, Erzincan’ın Ocak köyündeki Hıdır Abdal Sultan Türbesi’ne hastaların tedavi için getirildikleri, daha sonra iyileşenler için kurban kesmek için, yeniden geldikleri bilinmektedir.26

Dedelerin bir diğer önemli işlevi de, onların sözlü halk geleneğinin nesilden nesile yüzyıllardır aktarıcısı olmalarıdır. Bugün varolan halk edebiyatımızda dedelerin yaşatıcı ve geliştirici rolleri yadsınamaz. Pir Sultan Abdal’ın, Kul Himmet’in, Şah Hatayi’nin coşkulu şiirlerini dillerinden düşürmeyen, cem törenlerinde sürekli bunları tekrarlayan dedeler, bu şiirleri halka da aşılayarak yüzyıllardır yaşamalarını sağlamışlardır.

Düşkünlük cezası ya dede, ya da dede vekili tarafından verilirdi. Suç dedeye söylenir, ceza istenirdi. Suç ne olursa olsun dede suçluyu dinler, sorar, sonra cezayı bildirirdi. Düşkünlük cezasının sonunda yeniden dedeye başvurulurdu. Dedenin de uygun görmesiyle, düşkünlüğü sona eren talip yeniden topluma kazanılmış olurdu. Aleviler Dedelerin, kendilerini düşkün etmesinden korkmakta ve düşkünlük kurumu toplumsal bir yaptırım olarak toplumsal işlevde görmektedir.

TABLO-31: GÖRÜŞÜLENLERİN DEDELERİ / BABALARI BİLGİ VE YAŞANTI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRMELERİ ALEVİ ÖĞRETİCİLERİNİ (DEDELERİ / BABALARI) DEĞERLENDİRME SAYI YÜZDE

Ahlak ve Bilgi Yönünden Yeterli ve Saygı Değer 339 20.89

Bilgi Olarak Yeterli, Fakat Yaşantı Olarak Eksikleri Var 102 6.28

Ahlaklı Saygı Değer; Fakat Bilgi Yönünden Yetersiz 672 41.40

Hem Bilgi Hem de Davranış Olarak Bir Çok Eksiklikleri Var 471 29.02

Başka 39 2.40

TOPLAM 1623 100.00


İnanç önderlerini faydalı olup olmadığı ya da hangi olaylarda bilgi vermeleri gerektiğinin dışında, bugün yaşayan değer olarak var olan inanç önderlerini –ki bunlar kendini tanıyabildikleri ile sınırlı Dedeleri/Babaları- bilgi ve yaşantı olarak değerlendirilmeleri istenmiştir. Bilgi bakımından yaklaşık %27’si yeterli bulurken, %70’i yetersiz bulmuştur. Ahlak yönünden ise yaklaşık %35’i davranış ve yaşantıları bakımından yeterli olmadıkları yönünde fikir belirtmişlerdir.

TABLO-32: GÖRÜŞÜLENLERİN YAŞANTILARINA DEDELERİN / BABALARIN ETKİLERİ DEDELERİN / BABALARIN ETKİLERİ SAYI YÜZDE

Cem’e Katılmazken Cem’e Katılmaya Başladım 94 5.79

Kötü Alışkanlıklarımı Terk Ettim 55 3.39

İnanmazken, İnanmaya Başladım 269 16.57

Aleviliğe İlgim ve Sevgim Arttı 347 21.38

İnançlarımı Tümden Terk Ettim 214 13.19

Dedelerin/Babaların Hiç Etkisi Olmadı 495 30.50

Başka 149 9.18

TOPLAM 1623 100.00


İnanç önderlerinden etkilenme biçimlerini yaklaşık %47’si olumlu yönden olduğunu belirten Alevilerin, %13’ü olumsuz yönden etkilendiklerini ve ianançlarını bundan dolayı terk ettiklerini, %40’ı ise olumlu yada olumsuz etkilerinin bulunmadığı yönünde görüş bildirmişlerdir. Alevilik içinde inanç önderlerinin daha bilgili olmaları yönünde görüş bildiren kesmin yüksek olmasının bir nedeni de, öğreticilerin olumsuz yönde etki bırakmasında;gerek bilgisizliğin, gerek davranış kalıplarının yetersizliğidir. Yeterli aydınlatıcılıktan uzak olmaları, etki alanları azaltmış ve hatta 1960 yıllarından sonra sömürücü olarak bile tanımlanmıştır.

Her türlü eksiklik ve aksaklıklarına rağmen bu kültürü yaşatan, inancı dünden getiren inanç öderleri ve halk ozanlarıdır. Dolayısı ile Aleviler üzerinde ve Alevilik açısından son derece önemlidir.

TABLO-33: GÖRÜŞÜLENLERE GÖRE ÇOCUKLARININ ALEVİLİKLE / DİN İLE İLGİLİ BİLGİ ALMASI HAKKINDA DÜŞÜNDÜKLERİ DÜŞÜNCELER SAYI YÜZDE

Eğitilmesine Gerek Yok 203 12.51

Fikrim Yok 127 7.83

Yalnız Aleviliği Öğrensin Yeter (Semah, Cem vb.) 883 54.40

Dini İnanışları ve Dinin Gerçek Anlamını Öğrensin 215 13.25

Kur’anı da Anlayacak Kadar Düzeyde Öğrensin 174 10.72

Başka 21 1.29

TOPLAM 1623 100.00


Eğitim alanında da kimlik sorunun çözümünü (kendilerinin yaşadığı açmazları yaşamamaları için), % 87.49’u çocuklarının eğitiminde görmektedir. Ancak öğretilecek bilgilerin içeriğinde tam bir fikir birliği bulunmamaktadır.

TABLO-34: GÖRÜŞÜLENLERİN VERİLECEK BU EĞİTİMİ VERMESİNİ İSTEDİKLERİ KURUM YA DA KİŞİLER ÖĞRETECEK KİŞİ YA DA KURUMLAR SAYI YÜZDE

Aileden 147 9.06

Devletin Resmi Okulların 27 1.66

Dergahlardan 253 15.59

Dedelerden 951 58.60

Babalardan 67 4.13

Özel Kurslardan 3 0.18

İmam Hatip Liselerinden 74 4.56

Kur’an Kurslarından 16 0.99

Fark Etmez 5 0.30

Dini Bilgi Verilmesini İstemiyorum 80 4.93

Diğer - -

TOPLAM 1623 100.00


Dini tutum ve kanaatlerin toplumsal uzantıları ya da toplumsal davranışları etkileme boyutu, inancın seküler toplumsal alandaki sonuçlarına ve dindar bir insanın, inancının etkisiyle nasıl davranıldığına yönelir. Dinin koyduğu ve benimsettiği ahlaki standartlara uygun davranışlarda bulunma, esasen dinin dünyevi etkileri ile ilgili boyutunu ifade eder. Burada dini temel ilkelerin din dışı alanda ne derece dinin etkisiyle insanın hangi toplumsal tutumlara sahip olduğu önem taşımaktadır. Yani eğitim, siyaset, gibi toplumsal alanlarda dindar insanın nasıl davrandığı ya da bu gibi alanlarda dindar insanın dinin inancının ne oranda etkin rol oynadığı veya oynamadığı bu boyut içinde yer almaktadır. Bu boyutla ilgili yapılacak çalışamalar son derece önem taşımaktadır.


DİP NOTLAR VE AÇIKLAMALAR

1 Akgür,Zeynep Gökçe; TÜRKİYE’DE KIRSAL KESİMDEN KENTE GÖÇ VE BÖLGELER ARASI DENGESİZLİK (1970-1993), Kültür Bakanlığı Yayını, Ankara, 1997, s.101

2 a.g.e. , s. 54

3 a.g.e., s.100

4 a.g.e., s. 54-55

5 Kuşak: Yaklaşık olarak 25-30 yıllık yaş kümelerini oluşturan bireyler öbeğidir. Yatay kuşak: Ailenin kardeşler çizgisinde oluşturduğu bireyler öbeğidir. Dikey kuşak: Ailenin baba, oğul ve torunlar çizgisinde oluşturduğu bireyler öbeğidir.

6 AKTAŞ, Ali : “Toplumbilimsel Açıdan Alevilik-Bektaşilik ve Günümüz Alevilik-Bektaşiliğinin Sorunları”, DÜNYA’DA VE TÜRKİYE’DE GÜNCEL SOSYOLOJİK GELİŞMELER (1. ULUSAL SOSYOLOJİ KONGRESİ 3-4-5 KASIM 1993 İZMİR), Ankara, Sosyoloji Derneği Yayınları: III, 1994, ss.719-724.

7 AKTAŞ, Ali,: “Türkiye’deki Kızılbaşlık (Alevilik-Bektaşilik) Öğretisinde Hz. Ali’nin Yeri”, KÖPRÜ DERGİSİ, No: 62, Bahar 1998, s. 88-91

8 AKTAŞ, Ali: “Dünya’daki ve Türkiye’deki Aleviliğin Toplumbilimsel Açıdan Çözümlenmesi”, ALİSİZ ALEVİLİK OLUR MU?, Ali AKTAŞ, Nasuh BARIN, Hüseyin BAL, İlhan Cem ERSEVEN, Sadık GÖKSU, Burhan KOCADAĞ, Murat KÜÇÜK, İsmail ONARLI, Baki ÖZ, Cemal ŞENER, Ali YAMAN, Rıza ZELYUT, İstanbul, Ant Yayınları, 1998., s.106-113

9 Bu konu üzerinde en geniş araştırma Ali YAMAN tarafından yapılmıştır. Halen İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde doktora programına devam etmektedir. Bkz: YAMAN, Ali : ALEVİLİKDE DEDELİK KURUMU VE İŞLEVLERİ, İ.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Siyasi Tarih Bölümü Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 1996 : YAMAN, Ali : KIZILBAŞ ALEVİ DEDELERİ, İstanbul, Şahkulu Sultan Külliyesi Vakfı Yayınları, 1998 : YAMAN, Ali : ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK BİBLİYOGRAFYASI, Mannheim, Alevi-Bektaşi Kültür Enstitüsü (ABKE) Yayınları, 1998

10 AKTAŞ, Ali : ALEVİLİK - BEKTAŞİLİK’TE ÖLÜM - CENAZE VE YAS RİTÜELLERİ, İstanbul, 1997, s. 23

11 Bilimsel yöntem kavramının, "bilimsel düşünme yöntemi", "bilim yöntemi" diye adlandırıldığı görülmektedir. Geniş bilgi için şu kaynaklara bakınız: Karasar, Niyazi, BİLİMSEL ARAŞTIRMA YÖNTEMİ, Hacettepe Taş Kitapçılık, Ankara, 1984, s. 12-13: Beşikçi, İsmail, BİLİM YÖNTEMİ, Yurt Yayınları, Ankara, 1991, s. 13-17: Armağan İbrahim, BİLİMSEL YÖNTEM, Dokuz Eylül Ün., G.S.F. Yayınları, İzmir, 1983, s. 46-79

12 Armağan, İbrahim, a.g.e., s. 46

13 Karasar, Niyazi, a.g.e., s. 12

alevibektaşi.org



Yorumlar: 0 Görünümler: 481
Etiketler: alevi, aleviler, alevi araştırmaları, kent ortaminda alevilerin kendilerini tanimlama biçimleri ve inanç ritüellerini uygulama sikliklarinin sosyolojik açidan değerle, bektaşi araştırmaları, alevi yaşamı, alevi inançları, aleviler neye inanır, alisiz alevilik, ali yolu
Giriş Şifre
gelişmiş... ( / user Başvurusu )

Mövzu

Sən Wiki vəya HTML etiketləri mətində isdifadə edə bilərsiniz.



Saytda kimlər var?
İsimsiz: 10, İsdifadəçi: 0 (?)
Suistimal | MyLivePage tərəfindən yerləşdirmə | | © Kolobok smiles, Aiwan